"Enter"a basıp içeriğe geçin

Ayetel Kürsi Suresi

Last updated on 17/03/2020

Yüce Kitabımız Kur’an-ı Kerim, Rabbimizin bizlere bir ikramı ve nimetidir.

Her suresi, her ayeti hatta her harfi mukaddestir.

Ancak, bazı sureler ve ayetler; gerek taşıdıkları mananın büyüklüğünden gerek İnzal oluşundaki esrar-ı ilahiden veya  bizim bilemediğimiz sebeplerden dolayı farklı değerler taşır.

Bunları bize, Kur’an-ı Kerim kendisine indirilen Sevgili peygamberimiz (sav) haber vermektedir.

Çünkü, Kur’an-ı Kerim ayetlerinin değerini de hususiyetlerini de mana ve izahlarını da yapmak hususunda en yetkili kişi, şüphesiz Sahibi Kur’an Efendimiz(sav)dir. Onun hadisi şerifleri, hayatındaki tatbikatları Kur’an-ı Kerimdir. “Onun ahlakı, yaşayışı da Kuranı kerimdir.”

Bu itibarla, Ayetel Kürsi’nin büyüklüğünü de bize o haber vermiştir.

Bu mübarek ayetin, ilk kısmının meali şu şekildedir:

“Allah, O bir tek ilahtır ki, ondan başka ilah yoktur.

O hayy ve kayyum’dur. Hayy, daima hayat sahibi, hayat verici demektir. Kayyum’da ayakta tutan demektir.

 Yani Bütün kâinata hayat veren ve yarattığı bütün kâinatı ayakta tutan, (idaresini bizzat yürüten, devam ettiren) ancak O’dur.

 O’nu ne gaflet ve yorgunluk basar, ne de uyku. Göklerde ve yerde ne varsa hepsi O’nun dur…”

Mealin tamamı bu yazıya ağır geleceği için bu kadarı ile yetinerek bu ayetle ilgili bazı hususiyetlerden bahsetmek istiyorum.

Tamamı Cenabı Hakk’ın zatından, kudret ve azametinden bahseden bu mübarek ayet hakkında Sevgili Peygamberimiz (sav.)”Kur’an ayetlerinin en büyüğüdür.” buyurmuşlar, her namazdan sonra okumuşlar, bizlere de tavsiye etmişlerdir. Onun için bu kuvvetli bir sünnettir.

Hadisi şerifte şöyle buyurmuşlardır:

 “Kim (beş vakit) farz namazın arkasında Âyetü’l-Kürsî’yi okursa o kimse, diğer namaza kadar Allâh’ın zimmetinde (himâyesinde) dir.” (Taberânî)

(Başka hadisi şeriflerde ise şöyle buyrulur:

 (“Farz namazlardan sonra Ayetül Kürsiyi okumaya devam edenin cennete girmesine tek mani, ölümdür.”(Süneni Nesai) Yani ölünce cennete girer.

ve Âyetü’l-kürsî okumaya ancak sıddîk veya âbid olanlar devam eder.)

 (“Günlerin efendisi cuma günü, kelâmın efendisi Kur’ân-ı Kerîm, Kur’ân-ı Kerîm’in efendisi Bakara sûresi, Bakara Sûresinin efendisi de Âyetü’l-kürsîdir.” (Elmalılı Tefsiri)

Bir İslâm büyüğü de şu tavsiyede bulunmuştur:

 “Sokağa çıkarken yedi Ayetül kürsi okuyup, her defasında;

 (ön,arka,sağ,sol, yukarı,aşağı olmak üzere) altı yöne (Hu diye) üflemeli, yedincide; (وَلاَ يَؤُودُهُ حِفْظُهُمَا وَهُوَ الْعَلِيُّ الْعَظِيمُ ) diye üç defa okuyup,

”hu” diye içine  çekmek lazım.

Bu talimat ile vasıtalara binenleri Cenabı Hakk, her türlü felaketlerden korur. Bunu söylemezdik, ama tehlikelerin umumi oluşu bizi bu esrarı söylemeye mecbur etti .Bugün bütün vasıtalar umumi bir tehlike halindedir.

Ancak İlahi talimat ile bu tehlikelerin önüne geçilebilir.

Hakikaten muazzam bir esrarı ilahidir.” (Z.Sunguroğlu,s.119)

Bu tavsiyelerin yapıldığı yıllar ile günümüzdeki tehlikeler kıyas bile edilemez.

(Bu gün, sadece araç ve trafik değil; maddi ve manevi her türlü tehlikenin nasıl kol gezdiği hepimizin malumudur. Maddi tedbirleri en üst seviyede almakla beraber; manevi tedbirlere, İlahi himayeye her zaman muhtaç  olduğumuzu da unutmamalıyız.)

Bu vesile ile hem kendi acziyetimizi hem de Allahü Zülcelalin büyüklüğünü ve üzerimizdeki nimetlerini iliklerimize kadar hissetmeli, kulluk vecibelerimizdeki eksik ve noksanlarımızdan üzüntü duyarak, daima yüce Mevla’mızın affına, mağfiretine ve himayesine sığınmalıyız.

 

İsra suresinde ifade buyrulduğu üzere; “Kur’ân-ı kerim’den,iman edenler için, şifa ve rahmet kaynağı olan âyetler indirilmiştir.”(İsra 82)

Bunların içerisinde Ayetül Kürsi nin yeri çok farklıdır.

Yerleri ve gökleri kayyum ismi ile ayakta tutan Rabbimiz,bu ayetin hürmetine bizleri de maddi manevi afet ve belalardan muhafaza etmektedir.

Yeter ki ondan yardım dileyip, usulüne göre ona sığınmasını bilelim.

Resûlullâh Efendimiz (sas)buyurdular ki:

Bu ayeti (usul ve adabınca ve ihlasla) her kim okursa Allâhü Teâlâ o saat bir melek gönderir, ertesi güne kadar sevaplarını yazar ve günahlarını siler.

Bu âyet (usul ve adabınca ve ihlasla) bir evde okunursa, şeytanlar o evi muhakkak otuz gün bırakırlar ve kırk gün ona erkek ve kadın sihirbâz girmez.

 Yâ Ali! Bunu evlâdına, âilene ve komşularına öğret. Bundan büyük bir âyet nâzil olmadı.” Ve bunu her kim yatağına yatarken okusa; Allah, okuyanı, komşusunu ve komşusunun komşusunu ve etrâfındaki evleri muhâfaza eder.” Başka bir hadisi şerifte ise şöyle buyrulmaktadır:

“Kim üzüntü ve keder anında Âyetü’l-kürsî ve Bakara Sûresi’nin sonundaki iki âyeti (Âmenerresûlü) okursa Allâhü Teâlâ ona yardım eder.”( Süyûtî, ed-Dürrü’l-Mensûr)

Faziletine sınır olmayan bu mübarek ayetin 2.kısmının meali ise şöyledir. ( مَن ذَا الَّذِي يَشْفَعُ عِنْدَهُ إِلاَّ بِإِذْنِهِ)

“Onun izin verdiklerinin haricinde onun huzurunda şefaat etmek kimin haddine?

(Burası, cahiliye devrinde Arapların putlarını şefaatçi olarak görmelerine bir cevap olmakla beraber, dünyadaki nüfuz ve kayırmaların Allah katında olamayacağı ifade edilir.

Orada ancak, Allahın izin verdikleri şefaat edebilir. Onlar da hadisi şeriflerden öğrendiğimize göre; başta bizim peygamberimiz olmak üzere, bütün peygamberler, ashabı kiram, Peygamber varisi olan büyük alimler, şehitler gibi Allahın değer verdiği kimselerdir.

Bu ayeti kerime şefaati inkâr edenlere de en güzel cevaptır)

( يَعْلَمُ مَا بَيْنَ أَيْدِيهِمْ وَمَا خَلْفَهُمْ وَلاَ يُحِيطُونَ بِشَيْءٍ مِّنْ عِلْمِهِ إِلاَّ بِمَا شَاء)

 O, kullarının önlerinde ve arkalarında ne varsa,(yaptıklarını da yapacaklarını da) hepsini bilir. Onlar ise, O’nun dilediği kadarından başka,onun ilminden hiç bir şey kavrayamazlar.

(İlmin sahibi Hz.Allahtır .İlim onun sıfatıdır.Biz ancak onun izin verdiği kadarını öğrenebiliriz.Bu da denizlerde bir damla bile değildir.

Buna rağmen insanlar, bazen öğrendikleri buldukları bazı şeylerden dolayı gururlanmaktadır. İlim, gururu değil; Allahın büyüklüğünü anlamayı ve acziyetimizi artırmalıdır.)

( وَسِعَ كُرْسِيُّهُ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضَ وَلاَ يَؤُودُهُ حِفْظُهُمَا وَهُوَ الْعَلِيُّ الْعَظِيمُ)

O’nun kürsisi, bütün gökleri ve yeri kuşatmıştır.

Onların her ikisini de (yani hem yeri ve yerdekileri, hem gökleri) korumak, gözetmek O’na bir ağırlık vermez. O çok yücedir, çok büyüktür.

Burada ayete adını veren Kürsi kelimesi; hadisi şerifte geçtiği üzere yedi kat semanın üstünde, onu kuşatan, ama arşın altında bir tabakadır.

Yedi kat semanın tamamı, tabaka-i Kürs’ ün yanında bir kalkanın içerisinde bir yüzük kadardır. Bu da onun aklın kavrayamayacağı kadar büyük bir tabaka olduğunu gösterir.(Elmalılı tefsiri)

(Müşahhas bir malumat vermek gerekirse; bugün sonsuz evren denilen ve sınırlarını anlamakta acze düştüğümüz gök yüzü, daha 1.kat semanın altındaki dünya semasıdır. Onu 7 kat sema kuşatmıştır. Her bir tabakanın yanında önceki tabakaların tamamı, denizde bir damla gibidir.Tabaka-i Kürsi hepsini kuşatmıştır.

Onun üstünde de Arşı A’la vardır.)

Kürsi, mecazi olarak,Yüce Allah’ın güç, kudret ve saltanatı olarak da izah edilmiştir.

Bütün bunlardan sonra biz, artık Cenabı Hakkın büyüklüğünü; güç, kudret ve azametini; bizim de bir hiç olduğumuzu daha iyi anlamalı, haddimizi bilmeye çalışmalı, sadece ona sığınıp, ona layık kul olmaya gayret etmeliyiz.




Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: