"Enter"a basıp içeriğe geçin

ÜÇ AYLARDAN RECEB-İ ŞERİF

Last updated on 17/03/2020

Kâinatın yegâne Hâlıkı olan Mevlâmız yarattıkları içinde hiçbir varlığı sebepsiz ve hikmetsiz yaratmamıştır. Yaratılanların en şereflisi ve en mükemmeli olan insanoğlu da elbette sebepsiz ve hikmetsiz yaratılmamıştır. İnsanoğlunun yaratılmasındaki sebep hikmet ve gaye hiç şüphesiz Allah’a iman ve kulluktur. Çünkü Mevlâmız Kur-an’ı Keriminde

Muhakkak ben, insanları ve cinleri ancak bana ibâdet ve kulluk etsinler için yarattım.(Zariyat suresi 56. Ayet-i kerime) Buyurmaktadır.

Yine Mevlâmız;

O Allah-u Zülcelal ki sizin hanginiz daha iyi, daha güzel ibâdet edecek diye sizi imtihan için ölümü ve hayatı yarattı.(Buna rağmen kullukta kusur edenler için) Allahu Teâla, Aziz ve Gafur dur. (Dilerse azab eder, dilerse mağfiret eder.)(Mulk suresi 2. Ayet-i kerime) buyurmaktadır.

İbâdet için yaratılan ve imtihan için dünyaya gönderilen insanlara verilen ömürler ise farklıdır. Meselâ insanlığın babası Adem(a.s) bu fâni dünyada bin yıl yaşamıştır. Nuh (a.s), İdris (a.s) da ona yakın ömür sürmüşlerdir. Yine diğer Peygamberler ve ümmetleri yüzlerce yıl yaşamışlardır. Ümmeti Muhammed’in ömrü ise diğer Peygamberler ve ümmetlere kıyas edilemeyecek derecede azdır.

Kâinat kendi yüzü suyu hürmetine yaratılan Efendimiz (s.a.v) bile bu Dünyada Altmış üç yıl misâfir kalmıştır. Aynı şekilde onun ümmeti olan bizlerde ortalama olarak yarım asrı geçen, altmış-yetmiş yıllık kısa bir ömre sahibiz. Seksen veya doksan yaşına girmiş insanlar, hele hele yüz yaşına girmiş kişiler tamamen hayreti mucip olmakta, basında ve yayında taaccüp vesilesi olarak teşhir edilmektedir.
Bir tarafta yüzlerce yıl yaşayan Peygamberler ve ümmetleri, diğer tarafta ümmeti Muhammed’in kısa ömrü. Bütün insanlardan istenen vazife ise aynı; iman, itâat kulluk ve ibâdettir. İlk bakışta şartlar eşit değil gibi gözüküyor. Ama işte burada Cenâb-ı Mevlâmızın mânevi iltiması ve Ümmeti Muhammed için hazırladığı hususi zamanlar bizim için büyük fırsat teşkil etmektedir. Bu hususi zamanlar en iyi şekilde değerlendirilir ve ihya edilirse, yüzlerce yıl yaşayan insanların elde edemeyeceği derece ve mertebeye ümmeti Muhammed’in ulaşması mümkündür.

İşte üç aylar, hususiyle Eşhur-u Hurumdan olan Receb-i Şerifte bire yüz, Ramazanı Şerifte ise bire bin ve hatta hesapsız olarak ibadetler karşılığını bulur.

Nasıl ki bir otomobilin yıllık bakım ve onarıma ihtiyacı varsa; bu aylar da Ümmet-i Muhammed’in kendine çeki düzen vermesi, mânevi olarak bakıma alması gereken aylardır.

Tarlaya ekilen hububâtın verimli olabilmesi için, tohum ekilmeden önce iyice sürülmesi hazırlanması, ekildikten sonra da zararlı otlardan temizlenmesi ve gübrelenip sulanması lazımdır. Böyle yapıldığı takdirde hasat mevsiminde Allah’ın lutfuyla istenen hâsılatı elde etmek mümkündür.

İşte Ümmeti Muhammet için
Receb-i Şerif ayı; gönül ve letâif bahçesini sürme, hazırlama ayıdır.
Şabanı Şerif; ihlasla tohumu ekip zararlı şeylerden Allah’ın feyziyle, zikriyle, ibadetiyle meşgul olarak temizleme ayı,

Ramazan-ı Şerif ise; iman, ibadet cihetinden manevi güllerin açtığı, netice elde etme ayıdır.

Üç ayların başlangıcı olan Receb-i Şerif hakkında Hadis-i Şeriflerde geçtiği üzere “Bu ayın isimlerinden biri “Esam” dır. Günahlara sağırdır. Kıyamet gününde bizim aleyhimize şahitlik yapmayacaktır. Şehrullahtır (Allah’ın ayı) Çünkü Cenabı Hak bu ayda hiçbir kavmi batırıp mahvetmemiştir.

Receb isminin başındaki (ر) harfi rahmet-i İlahiye, (ج) harfi cüd cömertlik ve inayete, (ب) insanların isyandan kurtulmaları, birri ilahi, ihsanı ilahi ve bereket-i ilahiyeye delalet eder. Bu ayın başında Regaip, sonunda Miraç kandili olduğu için ayrıca iki kandilli olarak başı ve sonu aydınlanmış bir aydır.

Sevgili Peygamberimiz (s.a.v) bu ayda yapmamız gereken ibadetlere işaret ederek şöyle buyurmaktadırlar.

Ölüm anında susuzluktan rahat etmeyi, dünyadan giderken iman ile çıkmayı, şeytandan kurtulmayı murat ederseniz, şu ayların hepsine, çok oruç tutmakla geçmiş günahlara pişman olmakla hürmet ediniz. Bütün kâinatın yaratıcısı olan Allah’ı zikrediniz ki, selametle Rabbinizin cennetine giresiniz.( Mev’ızai Hasene Sh. 325)

Yine bu ayda tutulacak oruçla alakalı olarak Hz. Sevban (r.a) anlatıyor.

“Rasülullah (s.a.v) ile beraber yürürken bir kavmin kabristanına uğradık. Efendimiz o kabristanın yanında durdular. Şiddetli bir şekilde ağlamaya başladılar. Ve dua ettiler sonra dediler ki; Ya Sevban! Şu kabir ehline azab olunuyor, (Rivayete göre azab olunmalarının sebebi, bevil ve dedikodudandır.) Efendimiz dua ettikten sonra azabları hafifletildi. Sonra buyurdular ki; Eğer şu kabir ehli Dünyada iken Receb-i Şeriften bir gün oruç tutmuş olsalardı veya bir geceyi ihya etselerdi bu azabı görmeyeceklerdi. (Tefcirüt- Tesnim Sh. 195)

Diğer bir Hadis-i Şerifte Enes Bin Mâlik Hz. leri naklediyor.

“Muaz İbni Cebel ile karşılaştım. Ona nereden geliyorsun Ya Muaz dedim. Rasülullah’ın yanından geliyorum dedi. Ondan ne işittin diye sordum? Buyurdular ki; Kim Hâlis ve muhlis olarak (Lâ İlâhe İllallah) derse cennete girer. Kim Allah rızasını taleb ederek Receb-i Şeriften bir gün oruç tutarsa cennete girer. Enes Bin Malik Hz. leri daha sonra Rasülullah’ın yanına vardım. Ya Rasülullah Muaz İbni Cebel bana şunları haber verdi dedim. Efendimiz Muaz doğru söyledi ben onu üç defa söyledim. buyurdular.

Enes İbni Malik Hz. lerinden rivayet edilen başka bir Hadisi Şerifte;

Muhakkak Cennette Recep adıyla anılan bir nehir vardır ki; onun suyu sütten beyaz, baldan daha tatlıdır. Kim ki Recep ayında bir gün oruç tutacak olursa, Allah’u Teâla onu o nehirden sulayacaktır.”( İmam-ı Suyutî, el-Cami’u’s-Sağır) Buyurmuşlardır

Receb-i Şerifin;

Birinci günü oruç tutanlara üç senelik,

İkinci günü oruç tutanlara iki senelik,

Üçüncü günü oruç tutanlara bir senelik,

Üçüncü günden sonra her gün için bir aylık nâfile oruç sevâbı verilir. Bu hadisi şerifle sabittir.

Receb-i Şerifte yedi gün oruç tutanlara cehennemin kapıları kapanır, sekiz gün tutanlara cennetin kapıları açılır. On gün tutanlara Cenab-ı Hak hiçbir şey sormaz, on beş gün tutanların geçmiş günahları afv edildi denir.( dua ve ibadetler)

Bu ayda geçmiş günahlara tevbe istiğfar etmekle birlikte, Efendimiz üzerine salatü selam okumalıyız.

Zira Efendimiz (s.a.v) şöyle buyurmaktadır.

Miraç gecesinde bir nehir gördüm. Suyu baldan tatlı, kardan daha beyaz, kokusu miskten hoş idi. Cebrail (A.S) a sordum? Ya Cebrail bu nehir kim içindir? Cebrail (A.S) Recebi Şerifte senin üzerine salavat getiren içindir. dedi? (Mev’ızai Hasene Sh. 324)

Bu ay Cenâb-ı Hakk’a mahsus bir ay olduğu için yalnız Zat-ı İlahi yi bildiren İhlas süresini çok okumak lazımdır. Bilhassa bu aya hürmet olarak, ayrıca günde on bir İhlası Şerif okumalı, yine başında yedi, sonunda yedi Fatiha-ı şerif okumak şartıyla, her gün yüz ihlası şerif okumanın bizlere çok şeyler kazandıracağını büyüklerimiz tavsiye etmektedirler.

Recebi şerif ayına riayet edenler üç (ihsana) mazhar olur.

1-Azabsız olarak Allah’ın Rahmeti

2- Cimrilik olmaksızın cömertliği

3- Cefâsız Allah’ın ihsânı

Ölürken ve kabirden kalkarken insanın elinden tutacak olan bu ibadetleridir. Zavallı vâizin biri çıkmış îmânın kalelerinden birisi olan nafile ve tesbih namazlarına mürailerin namazı diye fetva vermeye kalkmış. Acaba affı ilahiye ye mazhar olmayan insan tesbih namazı, duha namazı, evvâbin namazı ve teheccüd namazı kılabilir mi ? Bunda kurb-i ilahi (Allaha yakınlık) vardır.

Tavsiye ederim ki senenin mübarek gün ve gecelerinden hiç olmazsa tesbih namazı kılasınız.

Haber ve Hadislerle sabittir ki

  • Receb-i Şerifin birinci gecesi dua reddedilmeyen gecedir.

  • Birinici Cuma gecesi Leyle-i Regaip yani Rasülullah’ın ana rahmine intikal etiği gecedir.

Bu gecede mutlaka bir Tesbih Namazı kılarak iltica edesiniz. Bir hadisi kutsîde şöyle buyrulmaktadır.

Kulum farzları işlemekle benim azabımdan kurtulur, nafileleri işlemekle bana yaklaşır.

Bu mübarek gün ve gecelerde yapılan ibadat-u taat, hayru hasenat ve evrâd-u ezkar Affı ilahi, şefaati Rasülüllah, şefaati Kur’anın vesilesidir. Kutta-i tariklerin ve hayra mâni olanların sözlerine kapılıp ta Allah’ın rahmetinden mahrum kalmayınız.

…..

Receb-i şerîf;

Receb ayı, Eşhur-u hurum“dan olup ŞEHRULLAH yâni Allah’ın ayıdır. Bu aya oruçlu olarak girilmeli ve bu ayda Allah’a çok ilticâ etmelidir.

Recebin 1’inci günü oruç tutanlara 3 senelik, 2’nci günü oruç tutanlara 2 senelik, 3’üncü günü oruç tutanlara ise 1 senelik nâfile oruç sevâbı verilir. Bu, hadîs-i şerîf ile sâbittir.

Üç günden sonra her gününe birer ay oruç sevâbı verilir.

Receb-i şerîf Cenâb-ı Hakk’a mahsus bir ay olduğu için yalnız Zât-ı İlâhî’yi bildiren İhlâs-ı şerîf sûresini çok okumalı; tevhîd, istiğfar ve salevât-ı şerîfeleri ihmal etmemelidir.

Bu ayda 2 kandil vardır:

  1. İlk Cuma gecesi Regaib Kandili,
  2. 27’nci gecesi Mi’rac Kandili.

1’inci gecesi bir tesbih namazı veya Receb-i şerîfin ilk onu zarfında bir defaya mahsus olmak üzere kılınan on rek’at namaz kılınabilir. Bu

namazda, her rek’atte Fâtiha-i şerîfeden sonra 3 „Kul yâ eyyühel-kâfirûn…“, 3 İhlâs-ı şerîf okunur. Nitekim ileride kılınış şekli anlatılacaktır.

Receb ayında her gün başında ve sonunda 7’şer Fâtiha-i şerîfe okumak sûretiyle 100 İhlâs-ı şerîf okumak da çok sevaptır.

Bu ayda, mümkün olduğu kadar Hatm-i Enbiyâ yapmalı ve oruç tutmalıdır. 13, 14 ve 15’inci günlerinde oruç tutanlar, bu sünnet-i şerîfeyi yerine getirdiklerinden, nice hastalıklardan şifâ bulur.

Receb ayında kılınacak namaz;

Receb’in 1’i ile 10’u arasında, 11’i ile 20’si arasında ve 21’i ile 30’u arasında sadece birer defa olmak üzere kılınacak 10’ar rek’at Hacet namazı vardır. Hepsinin de kılınış şekli aynıdır. Bu namazlar, akşamdan sonra da, yatsıdan sonra da kılınabilir. Fakat Cuma ve Pazartesi gecelerinde ve bilhassa teheccüd vaktinde kılınması efdâldir.

Bu namaz, mü’min ile münâfığı ayırır. Bu 30 rek’at namazı kılanlar hidâyete ererler. Münâfıklar bu namazı kılamazlar. Bu namazı kılanın kalbi ölmez.

Bu 30 rek’at namaz, Resûlullah (s.a.v.) Efendimiz’in berberi Selmân-ı Pâk (r.a.) Hazretleri tarafından rivâyet edilmiştir.

Kılınış şekli

Hacet namazına şu niyetle başlanır:

Yâ Rabbî, beni dünyayi teşrifleri ile nûra gark ettiğin Efendimiz hürmetine, sevgili ayın Receb-i şerîf hürmetine, feyz-i ilâhîne, rızâ-i ilâhîne nâil eyle. Âbid, zâhid kulların arasına kaydeyle. Dünya ve âhiret sıkıntılarından halâs eyle, rızâ-i şerîfin için Allâhü Ekber.[1]

Her rek’atte 1 Fâtiha-i şerîfe, 3 „Kul yâ eyyühel-kâfirûn…“, 3 İhlâs-ı şerîf okuyup, 2 rek’atte bir selâm verilir. Böylece 10 rek’at tamamlanır.

Namazdan sonra 11 defa:

„Lâ ilâhe illallâhü vahdehû lâ şerîke leh. Lehül-mülkü ve lehül-hamdü yuhyî ve yümît. Ve hüve hayyün lâ yemûtü biyedihil-hayr. Ve hüve alâ külli şey’in kadîr“

Receb’in 11’i ile 20’si arasında kılınan 10 rek’attan sonra 11 defa şu duâ edilir:

„İlâhen vâhiden ehaden sameden ferden vitran hayyen kayyûmen dâimen ebedâ“

Receb’in 21’i ile 30’u arasında kılınan 10 rek’atten sonra da, şu duâ 11 kere okunur:

Allâhümme lâ mânia limâ a’tayte ve lâ mu’tıye limâ mena’te ve lâ râdde limâ kazayte ve lâ mübeddile limâ hakemte ve lâ yenfeu zel-ceddi minkel-ceddü. Sübhâne rabbiyel-aliyyil-a’lel-vehhâb. Sübhâne rabbiyel-aliyyil-a’lel-vehhâb. Sübhâne rabbiyel-aliyyil-a’lel-kerîmil-vehhâb. Yâ vehhâbü yâ vehhâbü ya vehhâb“

Regâib gecesi;

Receb-i şerîfin ilk Cuma gecesi „Regâib gecesi“dir. Bu gece, oruçlu olarak karşılanmalıdır.

Regâib gecesi, akşamla yatsı arasında 12 rek’at „Hacet namazı“ kılınır. 2 rek’atte bir selâm verilerek kılınan bu namazda, Fâtiha-i şerîfeden sonra her rek’atte 3 „İnnâ enzelnâhü…“, 12 İhlâs-ı şerîf okunur.

Namazdan sonra 7 Salât-ı Ümmiye okunup secdeye varılır.

Salât-ı Ümmiye:

„Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammedinin-nebiyyil-ümmiyyi ve alâ âlihî ve sahbihî ve sellim“

Secdede 70 defa:

„Sübbûhun kuddûsün rabbünâ ve rabbülmelâiketi verrûh“ okunur.

Secdeden kalkıp 1 defa:

„Rabbiğfir verham ve tecâvez ammâ ta’lem. İnneke enteleazzülekrem“ okunur.

Tekrar secdeye varılıp yine 70 defa:

„Sübbûhun kuddûsün rabbünâ ve rabbülmelâiketi verrûh“ okunur.

Secdeden kalkıp duâ yapılır.

Duâda Hz. Allâh’a şu şekilde de ilticâ etmelidir:

„Allâhümme bârik lenâ recebe ve şa’bân. Ve bellığnâ ramazân“

Regâib gecesinden sonraki gündüzde (yani Cuma günü) öğle ile ikindi arasında, 2 rek’atte bir selâm verilerek 4 rek’at teşekkür namazı kılınır. Her rek’atte 1 Fâtiha-i şerîfe, 7 Âyetü’l Kürsî, 5 İhlâs-ı şerîf, 5 „Kul eûzu birabbil-felak…“, 5 „Kul eûzu birabbin-nâs…“ okunur. Namazdan sonra 25 defa:

„Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâhil-aliyyil-azîmilkebîrilmüteâl“

25 defa:

„Estagfirullâhe’laziym. Ve etûbü ileyk“ denilip duâ yapilir.

Mi’rac gecesi;

Receb-i şerîfin 27’nci gecesi „Mi’rac gecesi“dir. Yatsı namazından sonra 12 rek’at „Hacet namazı“ kılınır. Beher rek’atte Fâtiha-i şerîfeden sonra 10 İhlâs-ı şerîf okunur.

Namaza niyet: Yâ Rabbî, rızâ-i şerîfin için niyet eyledim namaza. Bu gece yedi kat gökleri ve bütün esrârını göstererek muhabbetin ile müşerref kıldığın sevgili habîbin Resûl-i Zîşan Efendimiz hürmetine ben âciz kulunu afv-ı ilâhîne, feyz-i ilâhîne ve rızâ-i ilâhîne mazhar eyle, Allâhü Ekber.“

Namazdan sonra:

4 Fâtiha-i şerîfe,

100 defa:

„Sübhânallâhi vel-hamdü lillâhi ve lâ ilâhe illallâhü vallâhü ekber. Ve lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâhil-aliyyil-azıym“

100 İstiğfâr-ı şerîf,

100 Salevât- şerîfe

okunup duâ yapılır.

Bu namazda, İhlâs-ı şerîfeler 100’er adet okunursa veya bu namaz 100 rek’at olarak kılınırsa; bunu yerine getiren mü’min huzûr-i ilâhîye namaz borçlusu olarak çıkmaz.

Mi’rac gecesinden sonraki gün, mutlaka oruçlu olmalıdır. O gün öğle ile ikindi arasında 4 rek’at namaz kılınır. Her rek’atte Fâtiha-i şerîfeden sonra

5 Âyetü’l-Kürsî,

5 „Kul yâ eyyühel-kâfirûn…“,

5 İhlâs-ı şerîf,

5 „Kul eûzu birabbil-felak…“,

5 „Kul eûzu birabbin-nâs…“

okunur.

Bu hususta Rasülullah Efendimiz (s.a.v) şöyle buyuruyor.

Receb-i Şerifin ilk Cuma gecesinde kılınacak namazdan gafil olmayınız. Zira bu namazı kılan kimseye Hz. Allah ve melekleri gelecek sene bu geceye kadar salat ederler. (Allah rahmet eder, melekler dua eder.) Allah kime ki rahmet ederse, dünyada islam üzere yaşar, bu alemden giderken iman ile gider ve kıyamet gününde de Allah dostlarıyla beraber haşr olunur. Buyurmuşlardır.(Nüzhetül Mecalis Sh. 131)

Bizler için hazırlanan bu hususi ve kıymetli zamanları gaflet içinde geçirmemeli ve ihya etmeye gayret etmeliyiz. Bu vakitlerin kıymetini ifade etmek sadece sözde kalmamalı, bunu fiiliyata geçirmeliyiz. Bir insan susuzluktan harâret içinde yansa, tutuşsa biz onun yanında, “Bu kardeşimiz hararetten yanıyor. Bunun için bir bardak su olsa da içse harareti geçer.” Deyip dursak ama hiç birimiz ona bir bardak su verip içirmesek o kardeşimizin harareti nasıl geçmeyecekse, bu ayların faziletinden, bereketinden bahsetmek, fakat bu ibadetlerle meşgul olmamak aynı şekildedir.

Cenab-ı Hakk bizleri ve bütün müslüman kardeşlerimizi bu gibi değerli vakitlerin kadru kıymetini bilen ve onlardan istifade eden kullarından eylesin.



Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: