"Enter"a basıp içeriğe geçin

Aylar: Temmuz 2020

Kurban Bayramı Mesajları


Yorum Bırak

“KURBANIN HER BİR UZVU, SAHİBİNİN HERBİR UZVU’NUN ATEŞTEN FİDYESİDİR”

Efendimiz (s.a.v) birgün çok güzel ve boynuzlu bir Koç kurban etti ve buyurdu ki;
“Allah’tan başka ilah yoktur (Allahu Ekber!) benim cidden namazım, ibadetlerim, hayatım, Ölümüm, hep alemlerin Rabbi olan Allah içindir. Şerîki/ortağı yoktur Onun. Ben bununla emrolundum ve ben müslimlerin evveliyim.”
Sonra kurbanı kesti ve buyurdu;
“Bunun kılı ve yünü, benim kılımın ateşten fidyesi dir. Bunun derisi, benim derimin ateşten (kurtuluşuna) fidyedir.
Bunun kanı,benim kanımın ateşten fidyesidir.
Bunun eti Benim etim in ateşten (kurtuluşuna) fidyedir.
Bunun kemikleri, benim kemiklerimin ateşten (kurtuluşuna) fidyedir.
Bunun damarları benim damarlarımın ateşten (kurtuluşuna) fidyedir.”
Sordular:
Yâ Resülallah (s.a.v) Afiyetler olsun Bu sadece size mi mahsustur?
Efendimiz (s.a.v) buyurdu: “Hayır! Bu bütün ümmetim içindir. Tâ Kıyamet saatine kadar yeryüzüne gelecek olan bütün ümmetime mahsustur.
Bunu Cebrail (a.s) Allahü Teala azze ve celle Hazretleri’nden bana haber verdi buyurdular.
(Ruhul Beyan tercümesi cilt: 8 sayfa 35 – 36)

***

KURBAN RİSALESİ

***

KURBAN HAKKINDA HADİS-İ ŞERİFLER

***

KURBAN KESENİN ALDIĞI SEVAPLAR

***

Bineksiz Kalmamak için…

***

Kurban kesilecek sığır cinsi hayvanın iki yaşını doldurmuş olması şart mıdır? Şart ise, hicri takvime göre mi yoksa miladi takvime göre mi hesap edilecektir?

Yorum Bırak

Kur’an-ı Kerimden Dualar 34

İbadetin Özü Dua

DUALARIN KABUL OLMASI İÇİN

DUA HAKKINDA HADİS-İ ŞERİFLER

Kur’an-ı Kerimden Dualar

Dûa Etmek, Duaların Karşılığı

KUL HAKKI VE DUA

Şer Bilinen Hadiseler ve Duaların Sonucu

DUÂNIN ÂDÂBINDAN

Dua Eden Adama Hazreti Musa’nın Acıması ve Hazreti Allah’ın Hazreti Musa’ya Cevabı

Demircinin Büyük Makama Ulaşmasının Sırrı

Bedevinin Duası

FIRINCININ DUASI

VAKIA DUASI, MANASI VE VAKIA SURESİNİ OKUMA USUL

Yorum Bırak

Kur’an-ı Kerimden Dualar 33

Kur’an-ı Kerimdeki Diğer Dualar için tıklayınız

Yorum Bırak

Kur’an-ı Kerimden Dualar 32

Süleyman (a.s.) cinlerden, insanlardan ve kuşlardan oluşan kalabalık bir orduya sahipti. Bir gün bir gaza için bunlar Hz. Süleyman’ın huzurunda düzenli bir ordu halinde toplandılar ve yürümeye başladılar. Bunları sevk ve idâre eden Hz. Süleyman’ın kendisiydi. Sağ ve solu, ön ve arkası, manga ve bölükleriyle bütün ordu onun emrine göre hareket ediyor ve ilerliyordu. Nihâyet “karıncalar vâdisi”ne ulaştılar. Burası karıncaların bol olduğu bir vâdiydi. Kur’ân-ı Kerîm, bunun nerede ve nasıl bir vâdi olduğunu belirtmeğe gerek görmediği için, biz de tafsilat vermekten sarf-ı nazar ediyoruz. Mühim olan karıncalar reisinin durumu, konuşması, Allah’ın verdiği hususi bir ilimle Hz. Süleyman’ın bunu anlaması, kendine lütfedilen bu ilâhî ihsan karşısında gönül dünyasının bir çağlayan gibi coşarak Allah’a yönelmesi ve kıyamete kadar insan ruhuna istikâmet verecek muhteva, derinlik ve güzellikteki o muhteşem niyazını yapmasıdır. Nitekim şu ibretli hâdisedeki görülen durum da aynı ruh hassasiyetinin sonraki çağlarda tecelli eden izdüşümlerinden biridir:

Bir gün Kânûnî Sultan Süleyman, sarayın bahçesindeki armut ağaçlarını kurutan karıncaların öldürülebilmesi için Şeyhulislâm Ebussuûd Efendi’den aşağıdaki beyitle fetvâ istemişti:

Dırahta ger ziyân etse karınca

Zararı var mıdır ânı kırınca?

Pâdişâh’ın bu fetvâ talebi üzerine, Ebussûd Efendi de, bir beyitle şöyle cevap verdi:

Yarın Hakk’ın dîvânına varınca;

Süleyman’dan hakkın alır karınca!

Ordu karıncalar vâdisine gelince karıncaların reisi, “Süleyman ve ordusu farkınıza varmadan sizi çiğnemesin” diye oradaki tüm karıncaları uyarıyor. İşin dikkat çeken tarafı o karınca, Hz. Süleyman’ı ve ordusunu tanıyor. Onların mü’min, adâletli, şefkat ve merhametli kimseler olduğunu biliyor. Küçücük bir karıncayı bile bilerek ezmeyecek, onun hukukunu koruyacak seviyede ince ruhlu ve faziletli kişiler olduklarına şâhitlik ediyor.

Şâir, şu beytiyle bütün varlıkların hukukunu korumanın ve her sahibine hakkını vermenin huzurlu bir toplum hayatı için vazgeçilmez bir kaide olduğunu ne güzel ifade eder:

“Umûmu müstefîd etmez husûsun hakkını ibtâl

Sakın bir ferdi ezme gayret-i efrâd lâzımsa.” (Nâilî-i Cedîd)

“Birkaç kişinin veya bir zümrenin hakkını ellerinden alıvermekle bütün bir milleti memnun ederim zannına kapılma! Eğer bütün bir insan topluluğunu memnun etmek istiyorsan, onlar arasından bir tek kişiyi bile ezmemek lâzımdır.”

Karıncanın konuşmasından şöyle bir işaret çıkarmak mümkündür: “Ben kavmimi dünyaya karşı zâhid olmaya teşvik ediyorum. Eğer sizi bu mülk ve saltanat içinde görürlerse buna rağbet etmelerinden korktum da zühd duygularının zedelenmemesi için yuvalarına girmelerini emrettim.” Bu izahı doğru kabul edersek, burada büyüklerin evlât, âile ve cemaatlerini iyiye yönlendirmedeki vazifelerine dikkat çekilmektedir. (Kuşeyrî, Letâifü’l-işârât, II, 414) Zâten âyet-i kerîmede, vukuundan korkulan tehlikelere karşı en güzel şekilde korunmanın lüzûmuna bir delil olduğu açıktır. Hayat sahibi varlıklar, fıtratları gereği böyle bir dikkat ve temyiz kuvvetine sahiptirler.

Rivayete göre karınca Süleyman (a.s.)’a:

“- Allah’ın sana verdiği en büyük şeref nedir?” diye sorar. Hz. Süleyman:

“- Allah, benim emrime havayı Mûsâhhar kıldı” der. Bunun üzerine karınca:

“- Bunda, sana verilen tüm bu nimetlerden elinde «hava»dan başka bir şey kalmayacağına bir işaret olduğunu anlamaz mısın?” nasihatinde bulunur. (Kuşeyrî, Letâifü’l-işârât, II, 414)

Ziyâ Paşa’nın şu beyti de bu mânayı telmih eder:

“Derler ki hava üzre gezer taht-ı Süleymân,

Ol saltanatın yeller eser şimdi yerinde.”

Hz. Süleyman, karıncanın konuşmasını duydu, ne demek istediğini anladı. Bu konuşma onun çok hoşuna gitti, sevindi, neşelendi. Hemen ve istediği şekilde cezalandırmaya muktedir bir adamın, cezasından kurtulmaya çalışan küçük birinin o kurtulma çabasına sevindiği gibi sevindi. Bu sebeple tatlı bir mutluluk içinde tebessüm etti. Fakat bu neşe ve tebessüm, dünyevî bir başarıya değil, ilmî, manevî ve ruhânî bir güzelliğe duyulan hayranlığın bir tezâhürü idi. Bu sebepledir ki, bu ilâhî lutuf karşısında Süleyman (a.s.), zerre miktarı bir taşkınlığa meyletmeksizin, tüm varlığıyla kulluk zırhına bürünüp Allah’a yöneldi ve:

“Rabbim! Bana, anama ve babama verdiğin nimetlere şükretmeye ve râzı olacağın sâlih ameller işlemeye beni muvaffak kıl. Rahmetinle beni sâlih kullarının arasına ilhak eyle!” (Neml 27/19) diye dua etti.

Süleyman (a.s.), bu duayla Rabbinden üç mühim talepte bulunmuştur:

Birincisi; hem kendisine, hem de ana-babasına verilen nimetlere şükre muvaffak kılması. Çünkü Cenâb-ı Hak kullarından şükür istemekte, şükredenlere nimetleri artıracağını müjdelemekte, fakat şükreden kulların da sayıca çok az olduklarını haber vermektedir. Diğer taraftan nankörlüğü asla sevmemekte ve nankörlük yapanları cezalandıracağını bildirmektedir. (bk. İbrâhim 14/7; Sebe’ 34/13) Buna göre şükre muvaffak olabilmek büyük bir mazhariyettir. Süleyman (a.s.)’ın duasına “ana-babasına” verilen nimetlere şükrü de katması, kulun sadece kendine mahsus nimetlere değil, Allah’ın verdiği hususi ve umûmi tüm nimetlere şükretmesi gerektiğini gösterir.

İkincisi; Allah’ın râzı olacağı sâlih ameller yapmaya muvaffak kılması. Kulun tüm niyet, söz, fiil ve davranışlarının Allah’ın rızâsına uygun olması çok büyük bir başarıdır. Bunu başaran kişi, aynı zamanda Allah’ı gazaplandıran işlerden de uzak kalabilecektir. Fakat bunu kuluna nasip edecek olan yalnızca Allah olduğundan, böyle bir duaya devamın ehemmiyeti açıktır.

Üçüncüsü; Allah’ın rahmetiyle sâlih kullar arasına girebilmesi, hüsn-i hâtime istemesi. Buradaki “salâh”tan maksat, hiçbir günah lekesi olmayarak rahmet-i rahmâna kavuşmaktır. Kişinin iyi hâlinin devam etmesi, ahlâkının peyderpey kemâle ermesi, kulluktaki sadakat ve samimiyetinin artması ve hüsn-i hâtimeyle Rabbine varabilmesi için sâlih ve sâdıkların arasında bulunması zaruridir. Dünyada sâlih ve sâdık kullarla dost olanlar, âhirette de onlarla birlikte cennete gireceklerdir. Bu sebeple en seçkin kullar olan peygamberler bile Cenâb-ı Hak’tan sâlihlerle beraber olmayı istemişlerdir. Nitekim Yûsuf (a.s.):

“Rabbim! müslüman olarak canımı al ve beni sâlih kullarının arasına kat!” (Yûsuf 12/101) diye dua etmiştir.

Allah Teâlâ da bunun ehemmiyetine binâen:

“Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakının; özü sözü doğru, samimi ve dürüst insanlarla beraber olun!” (Tevbe 9/119) buyurur.

Hükümdarlık ve saltanatının en muhteşem bir deminde Süleyman (a.s.)’ın bu duası ile ortaya koyduğu bu yüce ruh hâli, her türlü fazilette toplumlarına örnek olmaları lazım gelen devlet adamlarına yüksek ilhamlar verecek pek mühim dersler ihtivâ etmektedir.

https://www.kuranvemeali.com/tefsir_bul?sure=neml&ayet=19&meal=&kelime=

Kur’an-ı Kerimdeki Diğer Dualar için tıklayınız…

Yorum Bırak

“Ya Bu Önündeki Davarlar Nedir?”

Ahmed bin İshaktan hikâye olundu.( Şâfiî mezhebi âlimlerinden birisidir. 871 senesinde doğmuştur.İlim öğrenmek için Horasan, Bağdat, Basra, Mekke ve daha başka yerleri dolaştı.953 senesinde vefât etti. ) Buyurdular ki: Benim bir kardeşim vardı. Fakir olmasına rağmen her sene bir kurban keserdi. Vefat edince kendisini rüyamda görmeyi istedim ve o maksatla iki rekât Allah rızası için namaz kıldım. Ve: «Ya Rabbi! Bana kardeşimi rüyamda göster ona halinden sual edeyim» dedim. Sonra abdestli olduğum halde uyudum.
Rüyamda gördüm ki, kıyamet kopmuş, insanlar kabirlerinden kalkmışlar, mahşer yerine toplanmışlar, benim kardeşim bir boz renkli atın üzerine binmiş önünde de koyunlar vardı. Ben kardeşime: «Allahü Teâlâ Hazretleri sana ne işledi?» diye sual ettim. Allahü Teâlâ Hazretleri beni mağfiret eyledi» dedi. Mağfiret olunmasının sebebini de şöyle anlattı: «Bir fakir kadın vardı. Ben ona verdiğim bir dirhemlik sadaka sebebiyle mağfiret olundum» dedi. «Ya bu önündeki davarlar nedir?» dediğimde «Bunlar dünyada kestiğim kurbanlardır ve altımdaki ise ilk kestiğim kurbandır» diye cevap verdi. «Ne tarafa gidiyorsun?» dedim. Cenneti Âlâya gidiyorum dedi. (Sinaniyye)

***

kurban1.

Okumayanlar mutlaka okumalı!

***

KURBAN RİSALESİ

***

KURBAN HAKKINDA HADİS-İ ŞERİFLER

***

KURBAN KESENİN ALDIĞI SEVAPLAR

***

Bineksiz Kalmamak için…

***

Kurban kesilecek sığır cinsi hayvanın iki yaşını doldurmuş olması şart mıdır? Şart ise, hicri takvime göre mi yoksa miladi takvime göre mi hesap edilecektir?

Yorum Bırak

Cuma Mesajları 13

Diğer Cuma Mesajları için tıklayınız… 

Yorum Bırak

Kur’an-ı Kerimden Dualar 31

O, Âlemlerin Rabbinden şunları talep eder:

İlk olarak kendisine “hüküm” vermesini ister. Kendisi peygamber olduğu için bu “hüküm”den maksat ilim, hikmet, doğru ile yanlışı birbirinden ayırabilme gücüdür. Allah’ın koyduğu hükümleri, kanunları ve sınırları bilip tanımak ve bunlara göre bir kulluk hayatı yaşamaktır.

İkincisi; kendisini sâlihler kervanına dâhil etmesini niyaz eder. Dünyada aralarında mü’min ve müslüman olarak rahatlıkla yaşayabileceği sâlih bir topluluk lütfetmesini, âhirette ise kendisini sâlihlerle beraber haşretmesini ister. Bu, her mü’minin yapması gereken bir duadır. Çünkü dünyada İslâmî ve huzurlu bir hayat ancak bu yolla mümkün olabilir; âhirette de yine kurtuluşun yolu budur.

Üçüncüsü; sonradan gelecek nesiller içinde doğrulukla ve hayırla yâd edilmeyi ister. Cenâb-ı Hak onun bu duasını kabul etmiştir. Çünkü herkes onu sevmekte, ondan övgüyle bahsetmekte ve onun neslinden gelmekle iftihar etmektedir. Bu duasıyla Hz. İbrâhim, “âhir zamanda kendi soyundan gelecekler arasında hakkı dimdik ayakta tutacak birinin gelmesini” istemiş de olabilir. Zürriyetinden Hz. Muhammed (s.a.s.)’in tüm insanlığa peygamber olarak gönderilmesiyle bu duası kabul olunmuştur.

Şâir, insanların gönlünde taht kurabilmenin yolunu öğretmek üzer şöyle der:

“Cihânda her kime tahsîl-i nîk-nâm gerek

Hemîşe bezl-i mekârimde ihtimâm gerek.” (Besîm)

“Bir insan bu dünyada iyi bir nâm bırakmak istiyorsa, dâimâ cömert davranmaya, başkalarına faydalı olmaya çalışmalıdır.”

Dördüncüsü; nâim cennetine yâni içersinde bol bol nimetlerin bulunduğu cennete vâris olmayı ister. Çünkü en büyük kurtuluş ve başarı, cehennemden kurtulup cennete girebilmektir. Âyet-i kerîmede buyrulur: “Her nefis ölümü tadacaktır. Yaptıklarınızın karşılığı ancak kıyamet günü tastamam verilecektir. Kim cehennemden uzaklaştırılıp cennete konulursa, gerçekten o kurtuluşa ermiştir. İyi bilin ki, bu dünya hayatı, aldatıcı bir faydadan başka bir şey değildir.” (Âl-i İmrân  3/185) Dolayısıyla bu dua, “ben ne cenneti isterim, ne cehennemden korkarım” gibi gaflet ifadelerini reddetmektedir.

Beşinci olarak İbrâhim (a.s.) bir müddet babası için dua ve istiğfar etmiş, fakat artık inanmayacağı ve cehennemlik olduğu kesinleşince de bundan vazgeçmiştir. (bk. Tevbe 9/114)

Son olarak Yüce Mevlâdan, insanların diriltileceği kıyâmet günü herkesin gözü önünde kendisini mahcup etmemesini, rezil rüsvâ kılmamasını, utandırmamasını ister. O gün ki orada mallar da evlatlar da insana bir fayda sağlamayacak; tek geçerli akçe “kalb-i selîm” olacaktır. Şâir der ki:

“Sanma ey hâce ki senden zîr u sîm isterler,

«Yevme lâ yenfe‘u» da kalb-i selîm isterler.”

“Ey tâcir! Kıyâmet günü senden altın ve gümüş isteyeceklerini sanma. İnsana hiçbir şeyin fayda vermeyeceği o günde sadece senden «kalb-i selîm» isteyecekler.”

“Kalb-i selim”in özellikleri şunlardır:

  Küfür, şirk ve şüphelerden arınmış,

  Her türlü cehâlet ve kötü huylardan temizlenmiş,

  İman esaslarına samimiyetle inanmış, mânen sağlıklı,

  Allah korkusuyla ve aşkıyla âdeta yılan ısırmış gibi delik deşik olmuş,

  Sünnet-i seniyyeye  gönülden bağlı olup bid‘atlerden uzak duran,

  Mal ve evlât sahibi olduğu için şımarmayan tertemiz bir kalp.

İsmâil Hakkı Bursevî “kalb-i selîm”in üç mühim vasfını şöyle açıklar:

    Hiç kimseyi incitmeyen kalp,

    Hiç kimseden incinmeyen kalp,

    Her türlü duygu, düşünce, söz ve fiilinde devamlı Allah Teâlâ’nın rızâsını arayan kalp.

Esas gâye dünya hayatında mal ve evlat engeline takılmadan ilâhî huzura böyle bir kalp ile varabilmektir. Nitekim İbrâhim (a.s.)’ın bu duası da kabul olmuş ve hakkında: “İbrâhim Rabbine kalb-i selîmle geldi” (Saffât 37/84) buyrulmuştur.

Böyle bir selîm kalbe ulaşabilmek için, kalbin ince ve hassâs çizgileri üzerinde son derece dikkatli ve gayretli olmayı gerektiren bir çalışma yapmanın zarûreti ortadadır. Bir şâirimiz bu zaûreti şöyle dile getirir:

“Müncelî âyine-i dilde nükûş-i kâinat,

İş o mir’ât-ı Mûsâffâya cilâ vermektedir.

Ref’ edince mâsivâyı nûr-ı Hak eyler zuhûr,

Maksat ancak kalbe böyle bir incilâ vermektedir.”

“Esasen gönül aynasında kâinatın bütün nakışları açıktır, âşikârdır. Yapılacak iş, o kalbi her türlü kirlerden ve paslardan arındırarak cilâlamaktır. Bu sebeple kalpten Allah’ın dışındaki tüm varlıkların sevgi ve ilgilerini tamâmen uzaklaştırınca, orada Hakk’ın nûru bütün haşmetiyle ortaya çıkar. Asıl maksat, kalbi bu şekilde temizleyip parlatabilmektir.”….

https://www.kuranvemeali.com/tefsir_bul?sure=suara&ayet=83&kelime=

Kur’an-ı Kerimdeki Diğer Dualar için tıklayınız…

Yorum Bırak

Kur’an-ı Kerimden Dualar 30

Kur’an-ı Kerimdeki Diğer Dualar için tıklayınız…

Yorum Bırak

Kur’an-ı Kerimden Dualar 29

Hz. Zekeriya, Meryem’in yanında gördüğü hârikulâde hallerden etkilenerek, kendisi ihtiyar ve hanımı da kısır olmasına rağmen Cenâb-ı Hak’tan temiz bir zürriyet, sâlih bir evlat istedi. Allah Teâlâ da, onun duasını kabul buyurdu ve kendisine Yahyâ’yı ihsan etti. 39. âyet-i kerîmede Hz. Yahyâ’nın dört mühim hususiyetine dikkat çekilmektedir:

    Allah’tan bir kelime olan Hz. İsa’yı tasdik edici olması. Hz. İsa, babasız bir şekilde sırf Allah Teâlâ’nın “Ol!” emriyle dünyaya geldiği için “kelime” olarak isimlendirilmiştir. Bu tasdik, Yahyâ’nın ana karnına düşmesiyle başlamıştır. Çünkü hayız ve nifastan kesilmiş, kısır, çok ihtiyar bir kadının hamile kalması âdetullâha aykırı bir durumdur. Dolayısıyla Yahyâ, Cenab-ı Hakk’ın âdete aykırı şeyler yaratabileceğine ve dilediğini yapabileceğine fiilen bir şâhittir. Şu halde burada Meryem’in de, normal şartların dışında hamile olabileceğini bir tasdik sözkonusudur.

    Seyyid olması. Hz. Yahyâ mü’minlerin efendisi; ilim, hilim, kerem, ibâdet ve takvâ hususlarında toplumun önderi; bâtıla tenezzül etmeden en güzel şekilde insanların rızâsını kazanabilen; yaşıtlarına üstün ve liderliğe layık bir insandı. Çünkü o, hiçbir hatâya bulaşmamış, hiçbir günahla kınanmamış ve hiçbir mâsiyeti de arzu etmemiştir.

    Hasûr olması. اَلْحَصُورُ (hasûr); nefsine hâkim; kudreti olduğu halde nefsini bütün şehvetlerden, arzulardan hapseden, muhâfaza eden, bunu fazlasıyla ve lâyıkıyla yapan demektir.

    Sâlihlerden bir peygamber olması. اَلصَّلَاحُ (salâh), hayrın her türlüsünü içine alan bir sıfattır. Hz. Yahyâ, peygamberlerin sulbünden gelmiş, sâlihler içinde yetişmiş ve vakti geldiğinde de ilâhî vahye mazhariyetle peygamberlik rütbesine erişmiştir.

Zekeriya (a.s.), melekler tarafından kendisine verilen müjdeye çok sevinmiş, imkânsız gibi gözüken bir şeyin gerçekleşecek olmasına hayretini gizleyememiş, hamileliğin gerçekleştiğine dair kendisine bir alametin gösterilmesini istemiştir. Bu, sadece aciz bir kul olarak merakını gidermek için dile getirdiği bir talepti. Çünkü hamilelik gizli bir durumdu ve o zamanın tıbbî imkânlarıyla bugünkü gibi hamileliği hemen tesbit mümkün değildi. Bu talep üzerine Allah Teâlâ da ona, işaretle anlaşmanın dışında insanlarla üç gün konuşamama gibi bir alâmet vermiştir. Âyetin devamında ise, “Bu esnâda Rabbini çok zikret ve O’nu sabah akşam tesbih et” (Âl-i İmrân 3/41) buyrulmuş, özellikle bu üç günlük süre içerisinde Allah’ın fazıl ve kereminin hâsıl olması için Rabbini çokça zikretmesi istenmiştir. Ancak bir taraftan “konuşmama”, diğer taraftan ise “zikirle” emredilmesiyle alakalı olarak iki farklı tefsir yapılabilir:

Birincisi; bu konuşmama sadece dünya işleriyle alakalı idi. Fakat Allah’ı zikir ve tesbih konusunda ise dili normal olarak çalışıyordu. Görüldüğü üzere bu da ayrı bir mûcizedir.

İkincisi; buradaki çok çok zikirden maksat kalple zikirdir. Zekeriya (a.s.), diliyle sükût etmekle birlikte, kalbiyle daima zikir hâlinde bulunmak ve Allah’ı asla unutmamakla emrolunmuştur. (Fahreddin er-Râzî, Mefâtîhu’l-gayb, VIII, 37)

Burada söz tekrar Hz. Meryem’e gelmektedir:

https://www.kuranvemeali.com/tefsir_bul?sure=aliimran&ayet=38&meal=&kelime=

Kur’an-ı Kerimdeki Diğer Dualar için tıklayınız…

Yorum Bırak
%d blogcu bunu beğendi: