"Enter"a basıp içeriğe geçin

Aylar: Temmuz 2020

Cuma Mesajları 12

Diğer Cuma Mesajları içintıklayınız… 

Yorum Bırak

Kur’an-ı Kerimden Dualar 28

Rabbimizin tâlim buyurduğu bu dua çok şumüllü bir duadır. Yapacağımız her iş için bu duayı okuyabiliriz. Duanın ihtiva ettiği mâna şöyle açıklanabilir: “Rabbim! Gireceğim yere dürüstlükle girmemi sağla ve çıkacağım yerden de dürüstlükle çıkmamı sağla. Herhangi bir işi yaparken veya herhangi bir yere giderken tam bir dürüstlükle, kabul ve râzı olunan bir şekilde o işi yapmayı ve o yere varmayı nasip eyle. Herhangi bir işi bitirirken veya bir yerden ayrılırken tam bir dürüstlükle, kabul ve râzı olunan bir şekilde o işi tamamlamayı ve o yerden çıkmayı müyesser kıl. Yine emrettiğin kulluk vazifelerinin girişinde, çıkışında, dinini tebliğ görevinin yerine getirilmesinde ve tamamlanmasında doğruluk ve dürüstlükle başarı ihsan eyle. Âhiretin girişi olan mezara koyduğunda dürüstlükle koy ve oradan çıkarıp yeniden dirilttiğinde de dürüstlükle dirilterek gönder! Bütün bu kulluk vazifelerimde ve İslâm’ı tebliğimde muvaffak olabilmem için tarafından bana, düşmanlarımı mağlup edecek kuvvetli bir yardımcı, kahredici bir delil, mağlup edici bir kudret tahsis et ki, onun saltanatı karşısında kâfirler mağlup ve perişan olsunlar. İman edenler de üstün gelip zafere erişsinler! Zaten bizim hakkın galip gelip batılın yok olacağına inancımız tamdır”

https://www.kuranvemeali.com/tefsir_bul?sure=isra&ayet=80&meal=&kelime=

Kur’an-ı Kerimdeki Diğer Dualar için tıklayınız…

Yorum Bırak

Kur’an-ı Kerimden Dualar 27

Allah Teâlâ, bir önceki âyette tevhidi kesin bir üslupla emrettikten sonra, burada da birinci olarak sadece kendisine kulluk yapılmasını, kendisinden başka hiçbir şeye kulluk yapılmamasını emreder. Bu, O’nun yegâne Rab ve İlâh olmasının bir gereğidir. Kendisine kulluğun hemen ardından genç veya ihtiyar, muhtaç veya değil hangi durumda olursa olsun mutlak olarak ana-babaya iyiliği emreder. Çünkü varlığımızın gerçek sebebi Allah Teâlâ iken varlık âlemine gelmemiz ve yaşamamız için zahirî sebep de ana-babalarımızdır. Bundan ötürü önce Allah’a kulluk ve tâzim, hemen peşinden ana-babaya iyilik emredilir. Çocuklarını dünyaya getirmede, onları terbiye edip yetiştirmede Allah Teâlâ’nın var etme, rubûbiyet, rahmet ve şefkat gibi sıfatlarının eserlerinin ortaya çıktığı ilk aynalar ana-babalardır. Ancak şu unutulmamalıdır ki, ana-babalar kendi haklarının yerine getirilmesine muhtaç oldukları halde, Allah Teâlâ’nın hiçbir şeye ihtiyacı yoktur.

Mutlak mânada ana-babaya iyilik emredildikten sonra husûsiyle ihtiyarlık zamanlarında ana-babaya yapılacak iyilikler ve hizmetler, tam olarak anlayıp tatbik edebilmemiz için beş madde halinde tafsilatlı olarak beyân edilir:

 Bırakalım başka kaba ve saygısız davranışları, bir kızgınlık ve bıkkınlık ifadesi olan “Öf!” bile dememek.

 Onları azarlamamak.

 Onlara tatlı, gönül alıcı, kalplerine huzur, sürûr ve mutluluk verici güzel ve hoş sözler söylemek.

 Tevazu, şefkat ve merhamet kanatlarını onların üzerine indirmek; karşılarında olabildiği kadar alçak gönüllü olmak; her türlü ihtiyaçlarını engin bir gönülle, yüksünmeden, seve seve yerine getirmek.

 Onlara dua etmek: “Allahım! Küçüklüğümde onlar beni nasıl şefkat ve ihtimamla kucakladılar, yedirip içirdiler, büyük bir sevgi ve ilgiyle ihtiyaçlarımı karşıladılar, benim için uykularını ve istirahatlarını terk ettiler, böylece beni büyütüp yetiştirdilerse, sen de onlara aynı şekilde şefkat ve merhametle muamele et” diye onların iyiliğine Allah Teâlâ’ya yalvarmak.

Rivayete göre bir kişi gelip Resûlullah (s.a.s.)’e : “Ana-babam yaşlandı. Onların küçükken bana baktıkları gibi ben de onlara bakıyorum. Acaba onların hakkını ödeyebildim mi?” diye sordu. Efendimiz (a.s.): “Hayır. Çünkü onlar bunu yaparken senin hayatta kalmanı isteyerek yapıyorlardı. Sen ise onların ölümünü isteyerek bunları yapıyorsun” buyurdu. (Tefsîru İbn Mesûd, V, 167)

Resûl-i Ekrem (s.a.s.), kendisine sorulan bir suale cevap mâhiyetinde en faziletli amelleri sayarken: “Vaktinde kılınan namaz, ana-babaya iyilik, Allah yolunda cihad” buyurmuş ve ana-babaya iyiliği namazdan hemen sonra ikinci sırada zikretmiştir. (Buhârî, Edeb 1; Müslim, İman 137)

Yine Efendimiz, büyük günahların en büyüğünü haber verirken: “Allah’a ortak koşmak, ana-babaya asi olmak ve yalancı şâhitlik yapmak” buyurmuştur. (Buhârî, Edeb 6; Müslim, İman 143)

Peygamberimiz (s.a.s.), ana babaya hizmet etmenin insana cenneti kazandıracağını ise şöyle ifade buyurur: “Anne ve babasına veya sadece onlardan birine yaşlılık günlerinde yetişip de cennete giremeyen kimsenin burnu yerde sürtülsün!” (Müslim, Birr 9, 10; Tirmizî, Deavât  101)

Belki insanın, bu âyet-i kerîmelerin ve hadis-i şeriflerin mânalarını anlayıncaya ve bu husustaki ilâhî emirlerin ciddiyetini kavrayıncaya kadar bilerek ya da bilmeyerek bir takım hata ve yanlışları olmuş olabilir. Mühim olan gerçeği öğrendikten sonra hata üzere ısrar etmemek, ondan vazgeçmek, hem Rabbimize karşı olan kulluk vazifelerimizi, hem de ana-babamıza karşı olan hizmet vazifelerimizi tam olarak yerine getirmeye azimli, kararlı ve gayretli olmamızdır. Böyle yaptığımız takdirde Rabbimiz bizim tevbemizi kabul edecek, geçmiş günahlarımızı bağışlayacak, bize kendine güzel bir kul, ana-babamıza hizmet ehli, mütevazi, şefkatli ve merhametli bir evlat olmamızı nasip edecektir. Âhirette de mükâfatımızı bol bol verecektir.

Rabbimizin bizden yapmamızı istediği elbette sadece anne ve babalarımıza iyilikle sınırlı değildir. Bunu şu ilâhî buyruklar takip ediyor.

https://www.kuranvemeali.com/tefsir_bul?sure=isra&ayet=24&meal=&kelime=

Kur’an-ı Kerimdeki Diğer Dualar için tıklayınız…

Yorum Bırak

Kur’an-ı Kerimden Dualar 26

Hz. Mûsâ Tur’dan dönerken kavminin buzağıya taptığını haber almıştı. (bk. Tâhâ 20/85) Bu sebeple son derece kızgın, öfkeli ve üzgün bir halde döndü. Kendisi yokken yaptıkları, Allah’ın gazabını celbedecek fevkalâde kötü işten dolayı onları azarladı. Öfkesine hâkim olamayarak elindeki Tevrat levhalarını yere bıraktı. Kavmini buzağıya tapmaktan alıkoymadığını, en azından bu vazifesini îfâda gevşek davrandığını sanarak kardeşi Hârûn’un kafasını tutup kendine doğru çekmeye başladı. Hz. Hârûn, ana-baba bir öz kardeş olmalarına rağmen, kardeşinin şefkat ve merhamet duygularını harekete geçirip kendisine yumuşak davranmasını sağlamak niyetiyle Hz. Mûsâ’ya “Anamın oğlu!” diye hitap etti. Sonra da hakkındaki yanlış düşüncesini gidermek maksadıyla, onları buzağıya tapmaktan alıkoymak için tüm gücünü harcadığını, fakat buna muvaffak olamadığını, sonunda kendisini hırpalayıp neredeyse öldürmeye kastettiklerini anlatmaya çalıştı. Son olarak ondan, düşmanlarını sevindirecek ve üzerine güldürecek bir davranışta bulunmamasını ve kendisini zalimlerle bir tutmamasını istedi.

Hz. Hârûn, kardeşinin öfkesini böyle zarîf ve belîğ bir yumuşaklıkla karşıladı. Bu itidalli ve vakur davranış, Mûsâ (a.s.)’ın öfkesinin sakinleşmesine yardımcı oldu. Bu vesileyle kendisine gelen Hz. Mûsâ, Cenâb-ı Hakk’a yalvararak kendisi ve kardeşi için bağışlanma diledi. İşlediği bir suçu olmadığı halde kardeşine yaptığından dolayı kendisini; kavminin buzağıya tapmalarına mani olmakta bir kusuru varsa, mesela savaşması gerektiği halde savaşmadıysa, kardeşini bağışlamasını istedi. Bu, aynı zamanda kardeşine bir özür dileme ve düşmanlarına karşı ona bir sevgi ızhârı mânası taşımaktaydı. Sonra Mûsâ (a.s.) Allah’tan, yalnız günahlarını bağışlamakla kalmayıp, kendilerini rahmetine, fazlasıyla nimet ve ikramına eriştirmesini, lutuf ve ihsanına garketmesini niyaz etti. Çünkü Allah, merhametlilerin en merhametlisidir. Kuluna ana-baba ve diğer dostlarından daha çok merhamet eder. O halde kulun dünya ve âhirette dâimâ Allah’ın nihâyetsiz rahmeti içinde bulunmayı ümid etmesinden daha tabii bir durum yoktur.

https://www.kuranvemeali.com/tefsir_bul?sure=araf&ayet=151&meal=elmalili-hamdi-yazir&kelime=

Kur’an-ı Kerimdeki Diğer Dualar için tıklayınız…

Yorum Bırak

Kur’an-ı Kerimden Dualar 25

TEFSİR:

Kurtuluşa erecek mü’minlerin mümtaz vasıflarıyla başlayan sûre, yine onlara kurtuluşun yollarını gösteren bir dua ile sona ermektedir. O da imanla birlikte, merhametlilerin en merhametlisi olan Allah Teâlâ’dan mağfiret ve rahmet niyazıdır. Bu dua mühimdir; çünkü insan hata ve günah işlemekten beri değildir. Günahlarla cennete girmek imkânsız iken, günahları bağışlayacak olan da sadece Allah Teâlâdır. (bk. Âl-i İmran 3/135) Bu sebeple dâima istiğfar halinde bulunup O’ndan bizi bağışlamasını istememiz tavsiye edilmektedir. Diğer taraftan en büyük kurtuluş cennete girebilmektir. Cennet ise Cenâb-ı Hak’ın mü’min kullarına en mühim rahmet tecellisidir. Hatta, ilâhî rahmet dünyada mü’min-kâfir herkesi kuşatmışken, âhirette sadece mü’minlere rahmet edecektir. Bu sebeple de O’ndan rahmet istemememiz telkin edilmektedir:

“Rabbim! Günahlarımızı bağışla, bize merhamet et.  Merhamet edenlerin en hayırlısı sensin!”  (Mü’minûn 23/118)

Mü’minûn suresi 115. âyet insanın abes yaratılmadığını ifade buyurmuştu. İnsanın abes yaratılmaması Allah’ın rahmetinin bir tezahürüdür. Bu rahmetin gereği olarak imanlı bir şekilde kabre girenler ebedi cenneti kazanacaklardır. Bu sebeple sûre “mer­ha­met eden­le­rin en ha­yır­lı­sı sen­sin” (Mü’minûn 23/118) diyerek son buldu. Peşinden gelen Nûr suresi ise boşa yaratılmayan insanların uyması gereken hükümleri beyân ederek başlamaktadır. Bu da insanlar için Allah’ın bir lütfudur. Onlar sorumluluklarını yerine getirerek Allah’a ibâdet edecekler, bu hükümler sayesinde aralarındaki anlaşmazlıklar engellenecek, kötülüklerin önü alınacaktır. Çünkü şefkat ve merhamet, insanların kalplerinin huzurunu temin etmeyi gerekli kılmaktadır:

Kaynak: Ömer Çelik Tefsiri

Kur’an-ı Kerimdeki Diğer Dualar için tıklayınız…

Yorum Bırak

Kur’an-ı Kerimden Dualar 24

Hz. Zekeriya, iyice yaşlanıp saçı başı ağarınca, akrabalarının manevî durumlarını da beğenmediğinden, Cenâb-ı Hak’tan kendisine yoldaş olacak, din ve dünya işlerinde kendisine yardım edecek, öldüğünde de yerine geçecek bir oğul ihsan etmesini istemişti. (bk. Âl-i İmrân  3/37-41; Meryem 19/1-11) Fakat burada o, yine Mevlâsı’nın iradesine teslim olup işi ona havale ederek: “Vârislerin en hayırlısı sensin!” (Enbiyâ 21/89) demiştir. Yani her şeyin fani olduğunu, kendisine bir evlat bağışlasa da onun da bir gün öleceğini ve neticede her şeyin Allah’a kalacağını, dolayısıyla vârisi olacak birini kendine lütfetmese de Rabbinin kendine kafî geleceğini ifade etmek istemiştir. Allah Teâlâ ise yaşlı olmasına rağmen hanımını doğuma elverişli hale getirmiş ve ona Yahyâ (a.s.)’ı lütfetmiştir.

Burada, umûmi mânada sûrede ismi yâd edilen peygamberlerin, husûsi mânada da Zekeriyâ (a.s.)’ın aile efradının üç mühim kulluk husûsiyetlerine dikkat çekilir:

    Onlar hayırlı işlerde yarışırlardı. Allah’a taat bu hayırlı işlerin başında gelir. Onlarda Allah’ın emirlerine itaat, yasaklarından kaçınma ve insanların hayrına olan işleri yapma hususunda pek büyük bir arzu ve iştiyak vardı.

Nitekim Mâruf-ı Kerhî (k.s.), Hak dostu âriflerin iç âlemlerinin temizliği ve amellerinin güzelliğini şöyle anlatır:

“Âriflerin kalbinde dünya sevgisi yoktur. Öyle bir sevgi kalsaydı onlar hayır işleri yapmaya güç yetiremezlerdi. Hakka taat kılamazlardı. Onların kalbinde zerre kadar dünya sevgisi olsaydı, tek secdeleri dahî sıhhatli olmazdı.” (Velîler Ansiklopedisi, I, 236)

    Rahmet, mağfiret ve cennetini umarak; azabından ve gazabından korkarak, ümitle korku dengesi içinde Allah’a devamlı dua ve niyâz halinde idiler.

    Cenâb-ı Hakk’a karşı büyük bir huşû, korku ve saygı içinde bulunuyorlardı. Huşû, kalpte iyice kökleşmiş korku demektir. Huşû duyan kişi, günahtan korktuğu için, yaptığı işlere, her türlü hal ve hareketlerine dikkat eder.

Bu vasıflara sahip örnek bir kadın olarak da Hz. Meryem’den bahsediliyor:

Kaynak: Ömer Çelik Tefsiri

Kur’an-ı Kerimdeki Diğer Dualar için tıklayınız…

Yorum Bırak

Kur’an-ı Kerimden Dualar 23

Kur’an-ı Kerimdeki Diğer Dualar için tıklayınız…

Dûa Etmek, Duaların Karşılığı

Yorum Bırak

“Üzerine O’nun adı anılarak kesilenlerden yiyin”

Tavuk yemeden önce okuyun!(Fiziksel olarak bozuk olan yiyecekler nasıl insanı fiziken rahatsız ediyorsa ve hayatımız söz konusu olabiliyorsa, dinimize uygun olmadan hazırlanan gıda ve içeceklerde manevi hayatımızı etkiler.)

Tavuk ile ilgili pek çok şey yazılmış ve çizilmiş. Yazılanların bir çoğu bu işi ticari gaye ile yapanlar tarafından hazırlanmış gibi görünüyor. Onların iddialarına göre hijyenik ortamda son teknoloji ile kesim ve paketleme yapılıyor. Son derece sağlıklı tesislerde hazırlandığı iddia edilen bu tavuklar için helal sertifikaları bile alınmış. Ancak bizim merak ettiğimiz konu, bu tavukları yemek ne derece sağlıklı, fıkhen hangi çerçevede değerlendirilebilir üzerinedir. Bu nedenle konunun uzmanı Fatih Kalender’e bu konuyu sorduk.

Tavukla ilgili pek çok iddia var: Sağlıklı tesislerde kesilmediğini söyleyenler, dini usullere riayet edilmeden kesildiğini dile getirenler, tavukların ilaçla yetiştirildiği için kanser riski oluşturduğunu belirtenler… Peki, işin doğrusu nedir?

Tavuk ile ilgili çok farklı yerlerden hazırlanmış birçok yazı var. Bunlardan bir kısmı hijyen arayan tüketicilerin sorularına cevap veriyor, pek azı da dini açıdan ele alıyor. Biz de sizin gibi bu işin fıkıh yönünü inceleyen ve dikkate alan diğer Müslümanlar için sorularınızı cevaplamaya çalışalım. Soruyu cevaplamadan önce, meselemizi üç bölümde incelememiz gerekiyor: Birincisi günümüzde makineyle kesim nasıl yapılmaktadır?  İkinci olarak İslam fıkhına göre kesim nasıl yapılmalı? Üçüncü ve netice olarak da makine kesiminin İslam fıkhına uyup uymadığı yerler nerelerdir?

Makine İle Tavuk Kesimi Nasıl Yapılıyor?

Dünyanın birçok ülkesinde pek çok kesimhanede hayvanların makinelerle kesildiği bir gerçektir. Bunun sebebi de kitle imalatı için ihtiyaç duyulan hızlandırma ve maliyeti düşürme gerçeğidir. Böyle bir tesis saatte ortalama 8400 tavuk kesimi yapmaktadır. Bu rakam tesisin büyüklük ve ufaklılığına göre de değişebilir.

Sistem Nasıl İşliyor?

Kesim tesisine gelen tavuklar, kamyonlardan boşaltılarak “konveyör sistemi” denilen makineye baş aşağıya gelecek şeklinde bantta bulunan tutamaklara ayaklarından takılırlar. Tavuklar ayakları bağlı ve baş aşağı bir vaziyette uzun bir hatta ilerleyerek kesim yerine taşınırlar. Kesim makinesine bir metre kala tavuklar “elektro şok havuzu” denilen elektrikli soğuk su havuzlarına sokulurlar. Bunun sebebi hayvanın kesim esnasında daha az acı çekmesi olarak açıklansa da, bu konuyu araştırmış yazarların makalelerini okuduğumuzda, asıl sebebin bu olmadığını anlamaktayız.

Tavuklar Neden Elektro Şok Havuzuna Sokuluyor?

Bıçak, tavuğun boğazına değdiği anda çok güçlü bir şekilde kanatlarını çırpmaya başlar. Bu da tehlikelere davetiye çıkarabilir. Örneğin, kanadı yerinden çıkabilir, kanadı kırılabilir ve tavuk hızlı dönüşler yaparak ayaklarını kırabilir. Kanadı veya ayağı kırılan tavuk tüy yolma makinesine girdiğinde oradaki çok yüksek devirle dönen kamçılarla tüyleri yolunurken kanat veya ayakları paramparça olabilir. O kanatlar ve ayaklar kullanılmaz hale geldiğinden tavuğun zayiat oranı artar. Şayet kanat veya ayak kırılmamış da, yerinden çıkmışsa iç kanama olur. Bu da tavuk üzerinde morluklar ve kızarıklıklar olmasına sebebiyet verir ki, malın kalitesi düşer. Elektrikle şoka maruz kalan tavuk, kesim esnasında fazla çırpınmadığından kanı fazla boşalmaz ve kanın bir kısmı içeride kalarak tavuğun daha ağır olmasına yol açar. Çünkü bir tavukta normalde 200 gr kan olur. Bir tavukta 200 gr kan olunca günde 300 bin tavuk kesilse 60 ton eder. Bu büyük bir rakam. Kanı akmamış tavuğun kanları kılcal damarlarında kalır ve bu tavuğun rengi morumsu olur.

Tavukların Kesilmesi ve Tüylerinin Yolunması Nasıl Gerçekleşiyor?

Şoktan sonra tavuklar kesilecek yere ulaştırılır. Sonra döner veya düz bıçakla boğazları kesilir. Bu evreyi takip eden süreçte boğazları kesilen tavuklar, sulu yolma sisteminde haşlama kazanları dedikleri sıcak sulara sokulurlar. Ve orada bir müddet bekledikten sonra tüy yolma makinelerine girerek tüyleri yolunur. Oradan da temizleme, parçalama ve paketleme evrelerine doğru hareket ederler. Tavuk ve benzeri hayvanların tüylerini daha kolay yolmak için kullanılan tekniklerden biri de ıslatma usulüdür. Buna “sulu yolum”, ıslatmadan olana da “kuru yolum” denmektedir. Sulu yolumun, kuru yolum yerine tercih edilmesi, sıcak suda tüyleri yumuşayan tavukların yolumunun daha kolay ve hızlı olmasıdır.

İslam Fıkhına Göre Kesim Nasıl Olmalıdır?

Makineyle kesimin usule uygun olup olmadığını anlayabilmemiz için öncelikle İslam fıkhına göre hayvan kesiminin şartlarının neler olduğunu bilmemiz gerekiyor. Meşru olan kesim, boğazlama yoluyla olandır.

Kesilecek Olan Hayvan Kesim Sırasında Canlı Olmalıdır. Hayvanın kendiliğinden ölmüş olması halinde eti haram olacağından, kesim esnasında hayvanın canlı olması şarttır. Kesilen hayvanın canı sırf kesimle çıkmalıdır. Hayvanın ölümü bu kesim işlemi  ile gerçekleşmelidir. Bu şart haddi zatında yukarıdaki şartın tamamlayıcısıdır. “Helal yapıcıyla haram yapıcının bir yerde toplanması durumunda haram yapıcı, helal yapıcı üzerine tercih olunur.” kaidesi genel olarak mezheplerin kabul ettiği bir kaide olduğundan bu şart hakkında mezhepler açısından pek farklılık bulunmamaktadır.

Besmele Şartı Ve Bunun Zamanı: Hayvanın kesilmesi esnasında besmelenin gerekli olup olmaması makineli kesimde çok büyük  bir önem arz ettiğinden bu konuya biraz değineceğiz. Hayvan kesilirken Allah’ın adının anılmasının şart olup olmaması veya hangi ölçüde şart olduğu âlimler arasında müzakere edilmiştir. Konuyla ilgili birkaç ayet-i kerime var. Onlardan biri de En’am Sûresi’nde yer alan “Üzerine O’nun adı anılarak kesilenlerden yiyin” mealindeki ayet-i kerimedir (6/118). Bu ve benzeri ayeti kerimelerden kast edilenin, Allah’tan başkası adına kesilen hayvanların yenmesini yasaklama mı, hayvanın Allah adına kesilmesi ilkesi mi, yoksa hayvan kesilirken Allah adının telaffuz edilmesi mi olduğu müzakere edilmiştir. Ancak, alimlere göre hayvanın kesimi esnasında, unutulmadığı durumda besmele çekmek şarttır. Besmeleyi söylemeye takati olduğu halde kasten terk edilmesi halinde ise o hayvanın eti yenmez. Kesen kimsenin Müslüman veya Ehl-i Kitap olması bu sonuçları cumhura göre değiştirmez.

Makine İle Tavuk Kesimin Sakıncaları Nelerdir?

Şimdi, bu bilgiler ışığında günümüz tavukçuluğundaki entegre (bütünleşmiş) sisteminde makineyle kesim olayını ele alalım.

Tavuk Kesim Evreleri

Tavuğu Ayaklarından Asmak: Kesim tesisine gelen tavuklar kamyonlardan boşaltılarak konveyör sistemi ile baş aşağıya gelecek şeklinde bantta bulunan tutamaklara ayaklarından takılırlar. Tavuklar baş aşağı uzun bir hatta ilerleyerek kesim yerine taşınırlar. Hayvana eziyet vermemek kaydıyla bunda dinen herhangi bir mahsur yoktur.

Elektro Şok Olayı: Kesim makinesine bir metre kala elektrik verilmiş soğuk su havuzlarına sokulurlar. Bu merhale, dinen önem arz eden bir merhaledir. Kendilerine şok için elektrik verilen tavukların bu merhalede ölme ihtimalleri vardır. Zira bu esnada elektro şok havuzunun su seviyesi pilicin boynunu tamamen içine alır. Yani yaklaşık 15-20 saniye hayvan hem elektrik şokuna maruz kalır, hem de havayla irtibatı kesilir, yani nefessiz kalır. Bu safhada tavukların hepsi ölmese bile içlerinde bünyesi zayıf olduğu için ölenler olabilir. Makine kesiminde ölen bu tavuklar bilinemeyeceğinden diğerleriyle karışma ihtimali yüksektir. Bu safhada titizlik gösterilerek voltajın seviyesi ayarlansa ve piliçlerin kafaları su içinde kaybolmasa, belki bu problem aşılabilir. Burada şunu da belirtmeliyiz ki, makine ile değil de elle kesim yapan kesimhanelerde de elektro şok havuzu kullanılmaktadır. Bunu da sizin dikkatinize sunuyoruz.

Kesim Yapan Kişideki Şartlar: Elektro şoktan çıkan piliçler kesim şeridine gelerek kafaları kesilir. Bu safhada da dini açıdan birçok problem gözükmektedir. Çünkü bir kesimin İslam’a göre caiz olabilmesi için kesen kişide şu şartların yer alması gerekir: Akıl ve temyiz gücüne sahip olması, Müslüman veya Ehl-i kitap olması, hayvanı Allah adına kesmesi… Yani genel olarak kesim işini yapan kimsenin Allah adına kesmeyi kavrayacak ölçüde temyiz gücüne sahip olması gerekir. Hâlbuki burada kesme işlemini yapan makinedir, insan değil.

Yanlış Yerden Kesim: Başı sabit bir şekilde durmayan sürekli hareket halinde olan bir canlının kafasının, istenildiği yerden kesilebilmesi de burada bir problem olarak karşımıza çıkmaktadır. Zira makinenin dönen bir el değirmeni veya öğütücü bir makine gibi bir eksen etrafında dönüp duran bir bıçağı var ve bu bıçak çok hızlı olduğu gibi çok da keskindir. Baş aşağı olan tavuğun boynunu anında keser. Bıçak önünden geçen hayvanın, her ne kadar şok havuzundan çıkmış olsa bile, herhangi bir nedenden dolayı hareket etmesi mümkündür. Bu durumda hayvanın boğazı fıkhen istenilen yerden kesilebileceği gibi, kafası fıkhen istenilmeyen yerden de kesilebilir. Bu kesim işleminin yeri tam olarak bilinmedikçe şüphe olacaktır. Veya kesilen hayvanların bir kısmında bu şüphe olacaktır. Ve o hayvanların diğer kesilen hayvanlarla karışması durumunda, yine helallilik ve haramlılık söz konusu olacaktır. Burada tekrar mecelle kaidesini tekrar hatırlayalım. Neticede kesim her ne kadar haram olmasa da İslam fıkhında mekruh olur.

Tüy Yolma Sistemindeki Sakıncalar: Entegre sisteminde problem olarak karşımıza çıkan diğer bir husus tüy yolma sistemidir. Başı kesilmiş olan tavuğun, tüylerinin rahat ve çabuk yolunması için kullanılan tekniklerden biri de malum olduğu üzere ıslatma usulüdür. Buna sulu yolum, ıslatmadan yapılana da kuru yolum denilmektedir. Her iki yolma usulünde de kesilen tavuğun üzerinde dışkı ve kan bulaşığı vardır. Bunların temiz suyla yıkanması ve temizlenmesi gerekmektedir. Sulu yolma sisteminde kesilen tavuk, bağırsak ve midesindeki  pisliklerle beraber sıcak suya daldırılıp burada bekletilmektedir. Bu durumunda, ette gözenekler, delikler oluşur. Bu gözenekler, pis olan suyun hayvanın içine girip etine karışması, bağırsak ve midesinde bulunan pisliklerin de yine ete karışmasına sebep olur. Bu durumda et, yenilemez bir hale gelir.

Sonuç

Sonuç olarak makine kesiminde dini açıdan birçok ciddi problem vardır. Bu problemlerin bir kısmı her ne kadar bir takım tedbirlerle önlenilebilse de, büyük bir bölümünün önlenmesi için çok titiz çalışmalar gerekir. Makine kesiminin güncel bir hadise olduğu ortadadır. Bundan dolayı İslam Hukuku’nun klasik kaynaklarına müracaat edildiğinde bu konuyla alakalı açık ibareler bulunamadığı da ehlince malumdur. Bu nedenle hüküm, Kuran’dan, sünnetten ve İslam fıkhı hakkındaki eski çalışmalardan elde edilen ana hat ve kaidelerden çıkartılabilecektir. Makine ile kesimin günümüz şartlarında bir ihtiyaç olduğu düşünülür ise bunun ehil kişiler tarafından klasik kaynaklardan çıkartılan kaidelere göre yapılması gerekir.

Biz bu yazıda sistemin doğru olmayan yerlerini anlattık. Hazır kesim tavuk alırken bir kez daha  düşünülmesi gerektiğini gerekçeleri ile birlikte sunmaya çalıştık. Umarız ki bu yazımız, sağlıklı beslenmek isteyen, helal-haram konusunda hassasiyet gösteren insanlara bir fayda sağlayacaktır.

 Kaynak : Siracaddin EL – İnsan ve Hayat Dergisi

Yorum Bırak

Cuma Mesajları 11

Diğer Cuma Mesajları için tıklayınız… 

Yorum Bırak
%d blogcu bunu beğendi: