"Enter"a basıp içeriğe geçin

Kategori: Ehli Sünnet İtikadı

PEYGAMBERİMİZİ (S.A.V.) SEVMENİN ALÂMETLERİ

Peygamber Efendimizi (s.a.v.) sevmenin bazı alâmetleri vardır. Nitekim bir şeyi seven kişide, sevdiği şeyin eseri, ona duyduğu muhabbetin emâresi ortaya çıkar. Aksi hâlde o kişi, iddiâ ettiği muhabbet davasında samimî ve doğru değildir.

Peygamberimize (s.a.v.) olan sevginin alâmetlerinden bazıları şöyledir: Onun sünneti ile amel etmek, sünneti ile amel edenlere yardımcı olmak, sünnetini savunup korumak, onun bütün fiillerine ve sözlerine tâbi olmak, emrettiklerine yapışıp nehyettiklerinden kaçınmaktır. Zorlukta da kolaylıkta da; sevinçli iken de kederli iken de Peygamberimizin (s.a.v.) bildirdiği edeplerle hareket etmektir.

Safvân bin Kudâme (r.a.) şöyle anlattı: İki oğlum ile birlikte Medîne-i Münevvere’ye hicret edince bîat etmek üzere doğruca Peygamberimizin (s.a.v.) huzuruna varıp “Yâ Resûlallah! Elinizi uzatın, size bîat edeyim” dedim. Ellerini uzattılar, bîat ettim ve “Sizi çok seviyorum, yâ Resûlallah!” dedim. Bunun üzerine, “Kişi sevdiği ile beraberdir.” buyurdular.

Yorum Bırak

EHL-İ SÜNNET İTİKÂDINA UYMAYANIN PİŞMANLIĞI

İstanbul’da vâizlik yapan Sümbül Efendi’nin halifesi Şeyh Hasan Efendi (rah.) (v. 1617) anlatır:
Arabistan’a seyahat ederken Basra’da Hacı Ahmed denilen bir kimsenin evinde birkaç gün müsafir oldum. Bir ara Hacı Ahmed bir hatırasını anlattı:
“Şehrimizde Yahya adında ilim sahibi bir kimse vardı. Lâkin itikâdı bozuktu. Ehl-i Sünnet inancına uymuyordu. Ondan defalarca, Hz. Ebûbekr-i Sıddîk, Hz. Ömerü’l-Fâruk ve Hz. Osman bin Affân (r. anhüm) haklarında nice uygunsuz sözler duymuştuk. Bir gün bir paşaya, benim, onun arkasında namaz kılmadığım gibi, diğer Müslümanları da arkasında namaz kılmaktan caydırdığımı söylemiş.
Paşa, beni çağırtıp niçin ona uyup namaz kılmadığımı sordu.

“Kişi göz göre göre kendini ateşe atar mı? Bir kimsenin kötü itikâdını bildikten sonra, ona uyup namaz kılmam.” dedim. Birkaç gün sonra, çarşıda Yahya Efendi’yi gördüm.

“Gelin ey Müslümanlar!” diye bağırıyordu. Hemen, acele ile yanına vardık. Avucunun içi dişlerle dolu idi. Şöyle anlattı:

“Bu gece rüyamda gördüm ki; kıyamet kopmuş ve ben, çok şiddetli bir susuzluk çekiyorum. Dolaşıp su ararken büyük bir havuz gördüm. Kenarında nuranî ve yaşlı bir zât duruyor, gelip geçenlere su dağıtıyordu. Yanına vardım ve kim olduğunu sordum.

“Ebûbekr-i Sıddîk’ım” dedi. Ben,

“Seni dünyada iken de sevmezdim, senin verdiğin suyu içmem!” dedim ve devam ederek havuzun diğer tarafına dolaştım.
Daha sonra Hz. Ömer ve Hz. Osman’ı da gördüm. Onlarla da aynı konuşmayı yaptım. En son Hz. Ali’yi gördüm ve hemen ayaklarına kapanıp yüzümü ve gözümü sürerek, ondan da su istedim. Bana, “Gelirken benim kardeşlerime rast gelmedin mi?” diye sordu. Ben de

“Evet, rast geldim; lâkin ben onları sevmediğim için sularını da içmem. Ben, seni severim, senin suyundan içmek isterim!” dedim. Hazret-i Ali (r.a.) bana öyle bir tokat vurdu ki o acı ile uyandım. Bir de gördüm ki bütün dişlerim işte böyle dökülmüş.
Ey Müslümanlar! Şu ana kadar dalâlet yolundaydım. Hamd olsun ki Allâhü Teâlâ, beni şimdi hidayete erdirdi ve doğru yola girdim. Şu hâlimden ibret alın” dedi.

Kaynak : Fazilet Takvimi 16/01/2021

Yorum Bırak

Îmanın En Şereflisi…

İman Nimetinin Değerini Bilmek

İmanın Değeri ve Onu Korumanın Önemi

İMANI İSLAH EDEN HALLER

Mecusi Neden İmana Geldi?

ÜÇ SORU VE BİR TOPRAK TEZEĞİYLE ÜÇ CEVAP

İmanın Değeri ve Onu Korumanın Önemi

“KUL NE HALDE ÖLÜRSE ÖYLECE DİRİLTİLİR”

Kadere İman

Yorum Bırak

“Ben kimim ki…”

Sultan Abdülmecîd Han zamanında, Mescid-i Nebevî ve Ravza-i Mutahhara’ya, on sene süren, etraflı bir tamirat yapıldı. Bu vesîle ile İstanbul’dan gayet kıymetli levhalar, avizeler, kitaplar, eşsiz güzellikte bazı hediyeler ve nefis dokumalar gönderilmişti.

Sultan Abdülmecîd Han’ın gözü, bu eşyâ arasından bir levhaya tesâdüf etti. Levhada, “Şâh-ı şâhân-ı cihân Abdülmecîd” yazılı idi ki “Dünya sultanlar sultanı Abdülmecîd” demektir.

Sultan, “Ben kimim ki Nebîler Sultânı’nın makâmında böyle bir vasıfla yâd olunayım” deyip derhal yerine irticâlen o vezin ve kâfiyede söylemiş olduğu “Çâker-i Fahr-i Rusûl Abdülmecîd” mısrasının yazılmasını emretti ki “Bütün peygamberlerin iftihâr ettiği Resûlullâh’ın kölesi” demek olur.

***

Yüzünüz Ak, Dualarınız Kabul Olsun İster misiniz?

Yorum Bırak

PEYGAMBERİMİZİ (S.A.V.) SEVMEK

 

Resûlullah (s.a.v.) Efendimizin, Sevban isminde azatlı bir kölesi vardı. Sevban Hazretleri, Peygamberimizi canından daha çok sever ve onun huzurundan bir an ayrılmaya tahammül edemezdi. Hatta onun hizmetinde bulunmak ve nurlu cemâlini görmekle övünürdü.

Bir gün Hazret-i Sevban, Fahr-i Kâinât Efendimizin huzuruna geldi. Yüzünden, hüzünlü olduğu anlaşılıyordu. Peygamber Efendimiz (s.a.v.): “Ey Sevban, sana ne oldu ki bugün böyle hâlin değişmiş, mahzun ve gönlü kırık bir hâldesin?” diye sordular. Sevban (r.a.): “Yâ Resûlallah, benim bedenimde herhangi bir hastalık veya başka türlü bir elem yoktur. Ancak ben, sizi son derece seviyorum. Bir dakika, belki bir sâniye olsun mübârek yüzünüzü görmemeye ve pâk meclisinizden ayrılmaya tahammül edemiyorum. Yarın kıyâmet gününde siz, cennetin en yüksek makâmında olursunuz. Ben ise cennete girebilsem bile sizden aşağı derecede bulunacağımdan dolayı nurlu cemâlinizi görememeye, sizin hasretinize nasıl tahammül ederim? İşte bunları düşündüğümden kederliyim.” dedi.

O zaman Cenâb-ı Hak, Resûlüne: “Yâ Muhammed, Sevban’a söyle ki, ben Azîmüşşân kendisini dünyâda senin pâk cemâlini görmekten ve sohbetinde bulunmaktan nasıl mahrum etmediysem âhirette de onu senden ayrı ve uzak kılmam.” buyurdu ve Nisâ Sûresi’nin 69. âyet-i celîlesini indirdi ki meâl-i şerîfi şöyledir:

“Ve her kim, Allâhü Teâlâ’ya ve peygambere itâat ederse, işte onlar, Allâhü Teâlâ’nın kendilerine lütuflarda bulunduğu peygamberler, sıddîklar, şehîdler ve sâlih zâtlar ile beraberdirler. Onlar ise ne güzel arkadaşlardır.”

Enes bin Mâlik (r.a.) dedi ki: “Peygamberimiz (s.a.v.) bana şöyle buyurdu: “Yavrucuğum! Kalbinde hiçbir kimseye karşı hile ve hıyânet beslemeden sabahlayıp akşamlamaya gücün yeterse böyle yap.” Sonra bana şöyle buyurdular: “Yavrucuğum, bu, benim sünnetimdir. Kim benim sünnetimi ihyâ ederse, beni sevmiş olur. Kim de beni severse cennette benimle beraber olur.” (Sünen-i Tirmizî)

Yorum Bırak

CEHENNEMDEN UZAKLAŞTIRIP CENNETE GİRDİREN AMEL

Muâz bin Cebel (r.a.) Hazretleri dedi ki: “Yâ Resûlallah, beni cennete girdirecek, cehennemden uzaklaştıracak bir ameli bana bildiriniz” dedim. Buyurdular ki:
“Muhakkak sen pek büyük ve güç bir işten suâl ettin. Lâkin muhakkak o amel, Cenâb-ı Hakk’ın kolaylaştırdığı kimse için pek kolaydır. Allâh’a ibâdet edersin, ona hiçbir şeyi şirk (ortak) koşmazsın, namazını dosdoğru kılar, zekâtını verirsin, Ramazan orucunu tutarsın, Beytullâh’ı haccedersin.”

Sonra şöyle buyurdular: “Sana hayrın kapılarını göstereyim mi? Oruç kalkandır, sadaka suyun ateşi söndürdüğü gibi günahları söndürür (yani siler), kişinin geceleyin kıldığı namaz da günahları söndürür (siler).” Sonra Secde Sûresi’nin 16 ve 17. âyetlerini okudular. Meâli: “Yanları yataklardan uzaklaşır (gece kalkıp teheccüd namazı kılarlar), korku ve ümid içinde Rablerine duâ ederler ve onlar kendilerine verdiğimiz rızıklardan hayra harcarlar. O (yataklarını terk ederek ibâdet edenlere) mükâfat olarak nelerin gizlenmiş olduğunu artık hiçbir kimse bilmiyor.” Sonra buyurdular:

“Sana işin başını (aslı ve temelini), direğini ve en zirvesini bildireyim mi?” “Evet, Yâ Resûlallâh” dedim. Buyurdular ki:

“İşin başı İslâm (kelime-i şehâdeti söyleyerek îmanı izhar etmek, açıklamak), direği namazdır, en zirvesi ise cihâddır.”

Sonra buyurdular: “Sana bütün bunların îtimad ettiği, dayandığı şeyi bildireyim mi?”

“Evet, Yâ Resûlallâh” dedim. Mübârek dilini tuttular ve “İşte buna sâhip ol” buyurdular.

“Yâ Resûlallâh, bizler söylediklerimizden mesul müyüz?” dedim. Buyurdular ki:

“…İnsanları yüzleri üzere yahud burunları üzere ateşe atan şey ancak (küfür ve yalan söylemek, söğmek, lânet, iftirâ, gıybet, dedikodu etmek ve benzeri gibi) dillerinin yaptıkları değil midir?” (İ. Hakkı Bursevî, Kırk Hadis Şerhi)



Yorum Bırak
%d blogcu bunu beğendi: