"Enter"a basıp içeriğe geçin

Kategori: Ehli Sünnet İtikadı

“Ben kimim ki…”

Sultan Abdülmecîd Han zamanında, Mescid-i Nebevî ve Ravza-i Mutahhara’ya, on sene süren, etraflı bir tamirat yapıldı. Bu vesîle ile İstanbul’dan gayet kıymetli levhalar, avizeler, kitaplar, eşsiz güzellikte bazı hediyeler ve nefis dokumalar gönderilmişti.

Sultan Abdülmecîd Han’ın gözü, bu eşyâ arasından bir levhaya tesâdüf etti. Levhada, “Şâh-ı şâhân-ı cihân Abdülmecîd” yazılı idi ki “Dünya sultanlar sultanı Abdülmecîd” demektir.

Sultan, “Ben kimim ki Nebîler Sultânı’nın makâmında böyle bir vasıfla yâd olunayım” deyip derhal yerine irticâlen o vezin ve kâfiyede söylemiş olduğu “Çâker-i Fahr-i Rusûl Abdülmecîd” mısrasının yazılmasını emretti ki “Bütün peygamberlerin iftihâr ettiği Resûlullâh’ın kölesi” demek olur.

***

Yüzünüz Ak, Dualarınız Kabul Olsun İster misiniz?

Yorum Bırak

PEYGAMBERİMİZİ (S.A.V.) SEVMEK

 

Resûlullah (s.a.v.) Efendimizin, Sevban isminde azatlı bir kölesi vardı. Sevban Hazretleri, Peygamberimizi canından daha çok sever ve onun huzurundan bir an ayrılmaya tahammül edemezdi. Hatta onun hizmetinde bulunmak ve nurlu cemâlini görmekle övünürdü.

Bir gün Hazret-i Sevban, Fahr-i Kâinât Efendimizin huzuruna geldi. Yüzünden, hüzünlü olduğu anlaşılıyordu. Peygamber Efendimiz (s.a.v.): “Ey Sevban, sana ne oldu ki bugün böyle hâlin değişmiş, mahzun ve gönlü kırık bir hâldesin?” diye sordular. Sevban (r.a.): “Yâ Resûlallah, benim bedenimde herhangi bir hastalık veya başka türlü bir elem yoktur. Ancak ben, sizi son derece seviyorum. Bir dakika, belki bir sâniye olsun mübârek yüzünüzü görmemeye ve pâk meclisinizden ayrılmaya tahammül edemiyorum. Yarın kıyâmet gününde siz, cennetin en yüksek makâmında olursunuz. Ben ise cennete girebilsem bile sizden aşağı derecede bulunacağımdan dolayı nurlu cemâlinizi görememeye, sizin hasretinize nasıl tahammül ederim? İşte bunları düşündüğümden kederliyim.” dedi.

O zaman Cenâb-ı Hak, Resûlüne: “Yâ Muhammed, Sevban’a söyle ki, ben Azîmüşşân kendisini dünyâda senin pâk cemâlini görmekten ve sohbetinde bulunmaktan nasıl mahrum etmediysem âhirette de onu senden ayrı ve uzak kılmam.” buyurdu ve Nisâ Sûresi’nin 69. âyet-i celîlesini indirdi ki meâl-i şerîfi şöyledir:

“Ve her kim, Allâhü Teâlâ’ya ve peygambere itâat ederse, işte onlar, Allâhü Teâlâ’nın kendilerine lütuflarda bulunduğu peygamberler, sıddîklar, şehîdler ve sâlih zâtlar ile beraberdirler. Onlar ise ne güzel arkadaşlardır.”

Enes bin Mâlik (r.a.) dedi ki: “Peygamberimiz (s.a.v.) bana şöyle buyurdu: “Yavrucuğum! Kalbinde hiçbir kimseye karşı hile ve hıyânet beslemeden sabahlayıp akşamlamaya gücün yeterse böyle yap.” Sonra bana şöyle buyurdular: “Yavrucuğum, bu, benim sünnetimdir. Kim benim sünnetimi ihyâ ederse, beni sevmiş olur. Kim de beni severse cennette benimle beraber olur.” (Sünen-i Tirmizî)

Yorum Bırak

CEHENNEMDEN UZAKLAŞTIRIP CENNETE GİRDİREN AMEL

Muâz bin Cebel (r.a.) Hazretleri dedi ki: “Yâ Resûlallah, beni cennete girdirecek, cehennemden uzaklaştıracak bir ameli bana bildiriniz” dedim. Buyurdular ki:
“Muhakkak sen pek büyük ve güç bir işten suâl ettin. Lâkin muhakkak o amel, Cenâb-ı Hakk’ın kolaylaştırdığı kimse için pek kolaydır. Allâh’a ibâdet edersin, ona hiçbir şeyi şirk (ortak) koşmazsın, namazını dosdoğru kılar, zekâtını verirsin, Ramazan orucunu tutarsın, Beytullâh’ı haccedersin.”

Sonra şöyle buyurdular: “Sana hayrın kapılarını göstereyim mi? Oruç kalkandır, sadaka suyun ateşi söndürdüğü gibi günahları söndürür (yani siler), kişinin geceleyin kıldığı namaz da günahları söndürür (siler).” Sonra Secde Sûresi’nin 16 ve 17. âyetlerini okudular. Meâli: “Yanları yataklardan uzaklaşır (gece kalkıp teheccüd namazı kılarlar), korku ve ümid içinde Rablerine duâ ederler ve onlar kendilerine verdiğimiz rızıklardan hayra harcarlar. O (yataklarını terk ederek ibâdet edenlere) mükâfat olarak nelerin gizlenmiş olduğunu artık hiçbir kimse bilmiyor.” Sonra buyurdular:

“Sana işin başını (aslı ve temelini), direğini ve en zirvesini bildireyim mi?” “Evet, Yâ Resûlallâh” dedim. Buyurdular ki:

“İşin başı İslâm (kelime-i şehâdeti söyleyerek îmanı izhar etmek, açıklamak), direği namazdır, en zirvesi ise cihâddır.”

Sonra buyurdular: “Sana bütün bunların îtimad ettiği, dayandığı şeyi bildireyim mi?”

“Evet, Yâ Resûlallâh” dedim. Mübârek dilini tuttular ve “İşte buna sâhip ol” buyurdular.

“Yâ Resûlallâh, bizler söylediklerimizden mesul müyüz?” dedim. Buyurdular ki:

“…İnsanları yüzleri üzere yahud burunları üzere ateşe atan şey ancak (küfür ve yalan söylemek, söğmek, lânet, iftirâ, gıybet, dedikodu etmek ve benzeri gibi) dillerinin yaptıkları değil midir?” (İ. Hakkı Bursevî, Kırk Hadis Şerhi)



Yorum Bırak
%d blogcu bunu beğendi: