"Enter"a basıp içeriğe geçin

Kategori: İbretlik Hikayeler

DÜNYA SEVGİSİNİN NETİCESİ

 

“Dünya, içerisinde âhiret azığını hazırlayıp Rabb’ini râzı eden kimse için ne güzel bir ev, âhiretinden uzaklaşıp Rabb’inin rızasından mahrum kalan kimse için de ne kötü bir evdir.” (Hadîs-i Şerîf, Hâkim, el-Müstedrek)

Hz. İsa, bir adam ile birlikte bir nehir kenarına geldiler, yemek için oturdular. Yanlarında üç parça ekmek vardı. Birini Hz. Îsâ, diğerini adam yedi. Hz. İsa su içmek için nehir kenarına gidip geldiğinde kalan ekmeği göremedi. Ekmeğe ne olduğunu sorunca, adam -bilmiyorum- dedi.

Yollarına devam ettiler. Hz. Îsâ’dan iki mucize zuhur etti. Her seferinde adama “Sana bu mûcizeleri gösteren Allah için -ekmeğe ne oldu-” diye sordu, o da bilmiyorum dedi.

Sonra bir düzlüğe geldiler. Hz. Îsâ biraz kum ve toprak alıp “Allâh’ın izniyle altın ol” dediği gibi altın oldu. Altını üçe taksim etti ve: Biri senin, biri benim ve diğeri de ekmeği alanındır, deyince, onu da ben aldım, dedi. Hz. Îsâ altının hepsini yalan söyleyen adama bırakıp ondan ayrıldı.

Bu sırada iki kişi gelerek altını gördüler, almak istediler. Adam, onlardan emin olmak için, gelin bunu üçe taksim edelim, dedi, razı oldular. Sonra içlerinden birini yiyecek almak için şehre gönderdiler. Şehre giden adam altına tama’ edip aldığı yiyeceğe zehir karıştırdı. Kalanlar da altın için geleni tuzağa düşürüp öldürdüler, sonra getirdiği yemeği yediler, öldüler. Altın meydanda, o üç ölü de etrafında kaldı.

Bir vakit sonra Hz. İsa oradan geçerken yanındakilere olanları bildirip: “İşte dünya böyledir, ehline böyle yapar, ondan sakınınız.” buyurdu.

Kaynak : Fazilet Takvimi 11/03/2013

DÜNYA İLE İLGİLİ HADİS-İ ŞERİFLER TIKLAYINIZ…

TAKDİR OLUNAN TIKLAYINIZ…

ZARAR AHİRETE YÖNELDİĞİ ZAMAN DÜNYAYA UĞRAMAZ TIKLAYINIZ…

DÜNYA HAKKINDA HİKAYE TIKLAYINIZ…

DÜNYA SEVGİSİNİN AKİBETİ: AZ TAMAH ÇOK ZİYAN HİKAYE TIKLAYINIZ…

:) DÜNYANIN DENGESİ TIKLAYINIZ…  :)

:) DÜNYA KAÇ ARŞIN? TIKLAYINIZ…  :)

Allahü Teala dünyayı yeniden yaratmış olsaydı, nasıl olmasını arzu ederdiniz? tıklayınız…

Yorum Bırak

BAHÇIVAN VE PADİŞAH

ASLUHU NESLUHU

  • Birgün sultan, bahçıvanın yanına uğrayıp kendisine hediye edilen tayı sorar.
  • Bahçıvan efendi! nasıl bizim tay?
  • Asluhu nesluhu, sultanım.
  • Nesi var?
  • Sultanım, asil bir tayın sırtına sinek, böcek konduğunda bunları kuyruğuyla kovalar; ancak bizim tay, adeta bir inek gibi kafasını çevirip ağzıyla sinekleri kovalıyor.
  • Sultan, bunun nedenini öğrenmek için tayı hediye eden adamı çağırtır ve tayın bu davranışının sebebi hakkında bilgi ister. Tayı hediye eden adam der ki:
  • Sultanım, bizim tay doğduktan hemen sonra annesi öldüğü için onu, ineğe emzirttik.
  • Böylece meselenin sırrı çözülmüş olur ve sultan adamlarına emreder: “Verin bahçıvana fazladan bir kap yemek!”

  • Başka bir zaman sultana, güzel görünüşlü iri bir hindi hediye edilir. Bir müddet sonra sultan bahçıvanın yanına varır ve hindiyi sorar.
  • Asluhu nesluhu, sultanım.
  • Bahçıvan efendi, bunun neyi var?
  • Sultanım, asil olan bir hindi öteceği zaman kabarır, ibiği masmavi olunca başlar ötmeğe. Bizim hindi iyice kabarıyor, ibiği masmavi olup tam öteceği zaman kafasını suya daldırıyor. Galiba bunun da soyunda bir bozukluk var.
  • Sultan, işin aslını öğrenmek için hindiyi hediye eden kişiyi çağırtır. O kişi, hindinin yumurtasını ördeğin altına koyduklarını ve hindinin, ördek yavrularıyla birlikte büyüdüğünü anlatır. Bu meselenin de sırrı böylece anlaşılmış olur. Ve padişah emreder: “Verin bahçıvana fazladan bir kap yemek”.

  • Sultan, güzel bir günün sabahında bahçede yalnız başına dolaşırken bahçıvan gözüne ilişir ve ona doğru yaklaşarak;
  • Bahçıvan efendi, bende de bir sıkıntı var mı? Der.
  • Asluhu nesluhu, efendim.
  • Bende de mi? Der ve hemen son demlerini yaşayan annesine koşar.
  • Anneciğim, inan sana kırılıp küsmem, kızmam da. Bende bir sıkıntı var mı?
  • Annesi durur, sıkıla sıkıla başlar anlatmaya:
  • Oğul, babanla evlendiğimizde baban çok yaşlıydı, ben daha 15-16 yaşlannda genç, güzel bir kızdım. Gençliğimin duygularına kapılıp bir hata ettim. Sen bizim sarayın aşçısının oğlusun.
  • Hakikati öğrenen sultan, bahçıvana seslenir:
  • Ey olayların perde arkasından bizlere sırlar sunan değerli insan! tay ve hindinin durumlarına vakıf oldun, anladık da; benim durumumu nasıl anladın? bu nasıl bir bilgeliktir? söyle bana.
  • Ey yüce sultan, bunu anlamaktan daha kolay ne var? Benim bildiğim sultanlar, ödül verirken verin bir kese altın! der. Sen ise, verin fazladan bir kap yemek diyorsun.
  • Sultan adamlarına seslenir:
  • Verin bahçıvana fazladan bir kap yemek!
  • Asalet önemlidir efendim. Nesiller aslına çeker. “Asil azmaz, bal kokmaz; kokarsa yağ kokar.” demiş atalarımız.

Yorum Bırak

“Eğer güvenilir olsalardı,……”

“Moğol askeri Buhara’yı kuşattığında, uzun süre şehri teslim alamadı. Cengiz Han, Buhara halkına haber gönderdi:

-Silahlarını bırakıp bize teslim olanlar güven içinde olacak, ama bize direnenlere asla eman verilmeyecek.

Müslümanlar iki grup oldu:

-Bir grup; asla teslim olmayalım, ölürsek şehit, kalırsak da gazi olur, şerefimizle yaşarız deyip silâh kuşandılar.

-Diğer grup ise; kan dökülmesine sebep olmayalım, sulh iyidir, Silah ve asker olarak onlardan az halimiz var, gücümüz onlara yetmez diyerek teslim oldular.

Cengiz Han, teslim olanlara; “Direnenlere karşı bize yardımcı olun, gâlip geldiğimizde şehrin yönetimini size bırakalım” vaadinde bulundu.

İki Müslüman grup savaşmaya başladı. Moğolların da yardımı ile teslim olanlar galip geldi.

Savaştan sonra Cengiz Han teslim olanların silahlarını toplattı ve kafalarını kestirdikten sonra o meşhur sözünü söyledi:

-“Eğer güvenilir olsalardı, bizim için kardeşleri ile savaşmazlardı. Kardeşlerine bunu yapanlar, yarın da aynısını bize yapar.”

Kaynak: Ders veren hikayeler – Ahmet Turan

Yorum Bırak
%d blogcu bunu beğendi: