"Enter"a basıp içeriğe geçin

Kategori: İslâm Büyüklerinden

Dünyaya Sultan Olmak

DÜNYA İLE İLGİLİ HADİS-İ ŞERİFLER TIKLAYINIZ…

TAKDİR OLUNAN TIKLAYINIZ…

ZARAR AHİRETE YÖNELDİĞİ ZAMAN DÜNYAYA UĞRAMAZ TIKLAYINIZ…

DÜNYA HAKKINDA HİKAYE TIKLAYINIZ…

DÜNYA SEVGİSİNİN AKİBETİ: AZ TAMAH ÇOK ZİYAN HİKAYE TIKLAYINIZ…

:) DÜNYANIN DENGESİ TIKLAYINIZ…  :)

:) DÜNYA KAÇ ARŞIN? TIKLAYINIZ…  :)

Allahü Teala dünyayı yeniden yaratmış olsaydı, nasıl olmasını arzu ederdiniz? tıklayınız…

Yorum Bırak

ÂLİME HÜRMET

Vehb bin Münebbih hazretleri, Atâ Horasânî’ye dedi ki: “Bizden önceki âlimler, ilme sarılıp, dünyâya ehemmiyet vermezlerdi. O zamanki dünyâ ehli ise, ilme saygılı idiler. Onun için, âlimlere hürmet ederler, dünyâlıklarından onları da faydalandırırlardı. Şimdi ise, ilim sâhipleri, dünyâ ehli için ilimlerini sarf ediyorlar. Çünkü onların mallarında gözleri vardır. Belki onlardan, biraz dünyâlık koparabiliriz diye düşünüyorlar. Halbuki şimdi dünyâ ehli, onların ilimlerine bile rağbet edip kıymet vermiyorlar.

Ey Atâ! Sultanların kapılarından uzak dur. Çünkü, onların kapılarında fitneler vardır. Onlardan belki dünyâlığa kavuşursun fakat, diğer taraftan dîninden çok şeyler fedâ eder, kaybedersin. Dünyâdan yetecek mikdarla yetinmeyen kimseye, hiçbir şey kâfi gelmez. Ancak, sonunda bir avuç toprak onu doyurur.”

Kaynak : http://biriz.biz/evliyalar/VehbBinMunebbih.htm

Yorum Bırak

GIYBETİN FENÂLIĞI

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) “Gıybetin ne olduğunu bilir misiniz?” buyurunca Sahâbe “Allah ve Resûlü daha iyi bilir.” dediler.

Buyurdu ki: “Din kardeşin hakkında onun hoşlanmayacağı şeyler söylemendir.”

Söylediklerim onda varsa?” diye sorulduğunda, “Onlar din kardeşinde varsa gıybet etmiş olursun. Şâyet onda yoksa iftirâ etmiş olursun.” buyurdular.

Câbir bin Abdullah (r.a.) naklediyor: Resûlullah (s.a.v.) zamanında kötü kokulu bir rüzgâr esti. Peygamber Efendimiz (s.a.v.), “Bazı münâfıklar, Müslümanları gıybet ettiler. Bu kötü kokunun sebebi işte budur.” buyurdular.

Hikmet ehli bir zâta, ‘Resûlullah (s.a.v.) zamanında gıybetin kötü kokusu ortaya çıkıyordu. Fakat günümüzde bu koku ortaya çıkmıyor. Bunun hikmeti nedir?’ denildi. Şöyle cevap verdi: ‘Günümüzde gıybet o kadar çoğaldı ki, burunlar o kokularla doldu, artık kötü koku belli olmuyor.’

Bu şuna benzer: Derilerin işlendiği tabakhaneye ilk defa giren adam, derilerin pis kokusundan orada duramaz. Hâlbuki oranın çalışanları, burunları o kokuyla dolup ona alıştığından bu kötü kokuyu hissetmezler. İşte günümüzde gıybet böyledir.

Meclisleri, günah meclisine dönüşmesin diye, insanların gıybet etmelerine izin vermeyip, o kapıyı sonuna dek kapatmak selef-i sâlihînin ahlâkındandır. Onlar, okudukları hadîs-i şerîfin, yaptıkları sohbetin veya zikrin, aynı mecliste yapılacak olan tek bir gıybete mukâvemet edemeyeceğini düşünürlerdi.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyuruyorlar: “…Mirac gecesinde cehenneme baktığımda leş yiyen bir topluluk gördüm. Cebrâil’e ‘Bunlar kimdir?’ diye sordum. Cebrâil (Aleyhisselâm) ‘Bunlar (gıybet yapmak suretiyle) insanların etlerini yiyenlerdir…’ cevabını verdi.”

Fudayl bin Iyâz (rah.) şöyle buyurdu: “Başkalarını çekiştirmek, sevaplarını mancınığa koyup dört bir yana saçmak demektir.”

Vekî’ bin Cerrah (rah.) şöyle buyurur: “Gıybete bulaşmamanın ne kadar şerefli bir şey olduğu, ondan, çok az kişinin âzâde kalmasından anlaşılmaktadır.”

Kaynak : FAZİLET TAKVİMİ 09 Ağustos 2020, Pazar

Yorum Bırak

Dünyadaki şekil ve olayları kim tabir eder?

Rüya tabircileri nasıl rüyada görülen şeyleri nasıl fark edip tabir ediyorlarsa kâmiller de bu dünyada gördükleri muhtelif şekil ve hadiseleri tabir ederler.

Muhyiddin-i İbn-i Arabi Fütuhat-ı Mekkiye Sayfa 654

Yorum Bırak

Güzel ve Veciz Nasihat

Salihlerden bir zat dedi ki:

“Yanıma bazı müsafirler geldi. Onların evliyâullahtan olduğunu anlayınca dedim ki:
“Allahü Teâlâ’dan hakkı ile korkmam için* bana güzel ve vecîz bir nasîhatte bulunur musunuz?”
Dediler ki:
“Sana şu altı şeyi tavsiye ederiz :
1- Uykusu çok olanın kalbinin yumuşak olması beklenemez.
2- Yemesi çok olanın gece ibâdete kalkması beklenemez.
3- Zâlimle (ve itikadı bozuk olanlar ile) beraber olmayı seçen kimsenin, dinde istikâmet sâhibi olması beklenemez.
4- Yalan ve gıybeti âdet edinen kimsenin, dünyadan îman ile çıkması beklenemez.
5- İnsanlarla çok haşir neşir olan kimsenin, ibâdetin tadını alması beklenemez.
6- Her işte insanların hoşnutluğunu talep eden kimsenin, Allâhü Teâlâ’nın rızâsına nâil olması beklenemez.”

Kaynak :Rûhu’l-Beyân

Yorum Bırak

Musibetlerin En Büyüğü

SIKINTILARIN SEBEBİ tıklayınız…

Fakir Çoban Padişahın Kızını Neden Almadı? tıklayınız…

HIZIR A.S. NİYE KÖLE OLDU? tıklayınız…

Yorum Bırak

HAKİKİ DOST ÖLÜMDEN SONRA DA AYRILMAYANDIR.

Hâtem-i Esam, Şakîk-i Belhî’nin (rahmetullahi aleyhimi) talebesiydi. Şakîk, bir gün Hâtem’e şöyle sordu: “Otuz senedir benimle beraber kalıyorsun. Bu zaman içinde ne öğrendin?” Hâtem şöyle cevab verdi: “İlimden sekiz şey öğrendim ki, bunlar bana ömrüm boyunca kâfidir.” Şakik:

“Bunlar nedir?” dedi. Hâtem (rh.):

1.İnsanlara baktım, hepsinin sevdiği bir mahbûbu ve maşuku var. Bu sevgililerden bazıları ölüm döşeğine kadar arkadaşlık ediyor, bazıları da kabrin başına kadar gidiyordu. Sonunda hepsi orada onu yalnız bırakıp dönüyor, hiç kimse onunla beraber ölmüyor, mezara girmiyordu. Kendi kendime düşünüp dedim ki: Kişinin en hakiki dostu, kendisi mezara girdiğinde onunla mezara girip arkadaşlık edendir. Bu da ancak sâlih ameldir. Ben de kendime, kabrimde beni aydınlatacak ve yalnız bırakmayacak sâlih amelleri dost ve sevgili edindim.

2.İnsanların nefis ve hevalarının istekleri peşinde koştuklarını gördüm. Allâhü Teâlâ’nın, “Fakat kim ki, Rabbinin makamından korkmuş ve nefsini hevâdan nehyetmiş ise artık onun varacağı yer cennettir.” (Nâziât Suresi 40-41 ayet), mealindeki âyetini düşündüm. Kur’ân-ı Kerim’in hak ve sâdık olduğuna yakînen inandım da, Allâhü Teâlâ’ya itaat edip boyun eğsin diye nefsimin isteklerini dizginlemeye çalıştım.

3.İnsanların dünya malının ardından koşup onları muhafaza etmeye çalıştıklarını gördüm. Bu vaat karşısında Allâhü Teâlâ’nın, “Sizin yanınızdaki tükenir, Allah’ın yanındaki ise bakîdir, ebedîdir.”(Nahl Sûresi, âyet 96) mealindeki âyetini düşündüm. Ben de, dünya için elde ettiklerimi, Allah’ın yanında bana azık olsun diye Allah rızâsı için fakir-fukara arasında taksim ettim.

4.Gördüm ki, insanlar rızık ve geçimini temin hususunda şerefini alçaltarak, nefsini zelil edecek, şüphe ve harama düşürecek şekilde kazanmaya gayret ediyorlar. Allâhü Teâlâ “Arz üzerinde yürür hiçbir canlı yoktur ki, onun rızkı Allah’a ait olmasın.”(Hûd sûresi, âyet 6) Ayetini düşündüm ve anladım ki, rızkıma Allâhü Teâlâ kefil oldu. Ben de Allah’tan başkasına olan arzularımı bırakıp ona ibâdetle meşgul oldum.

5.Bazı kişiler, ululuk ve yüceliğin, aşîret, kabile ve akraba çokluğunda olduğunu zannedip bunlarla övünürler. Bazıları da şeref ve izzetin, mal ve evlat çokluğunda olduğunu zannedip bununla övünürler. Bazı kimseler de şeref ve izzeti, başkalarının mallarını mülklerini zorla almakta, zulüm etmek ve kan dökmekte bulurlar. Bir kısmı da şeref ve izzetin mal ve mülkü lüzumsuz yere saçıp savurmakta, israf etmekte olacağına inanırlar. Allâhü Teâlâ’nın “Allah katında en itibarlınız, en takvâlınız (Allâh’dan korkanınız)dır’’(Hucurât Suresi ayet 13) Âyetini düşündüm ve takvayı seçtim. Kur’ân-ı Kerim’in de hak ve sadık olduğuna, onların zan ve iddialarının boş şeyler olduğuna inandım.

6. İnsanların birbirlerini çekiştirdiklerini, birbirleri hakkında dedikodu ve gıybet yaptıklarını gördüm. Bütün bunların mal, mevki ve ilimdeki çekememezlikten kaynaklandığını anladım. Allâhü Teâlâ’nın “…Onların dünya hayatındaki maişetlerini aralarında biz taksim ettik…”(Zuhruf Suresi 32) âyetini düşündüm. Rızıkların ezelde Allâhü Teâlâ tarafından dağıtıldığını anladım ve hiçbir kimseye haset etmedim, Allah’ın verdiğine kanâat edip, râzî oldum,

7. İnsanların bazı garaz ve sebeplerden dolayı birbirlerine düşmanlık ettiklerini gördüm. Âllahü Teâlâ’nın “Haberiniz olsun ki şeytan size düşmandır. Sizde, onu düşman: tutun…”(Fâtır Suresi 6) âyetini düşündüm, Böylece şeytandan başkasına düşmanlığın caiz olmadığını öğrendim.

8. Herkesin bir yaratılmışa güvendiğini; kiminin mala, mülke, altına, gümüşe; kiminin meslek ve sanatına; kiminin de kendisi gibi bir insan olan bir yaratılmışa bel bağladığını gördüm. Allâhü Teâlâ’nın “Her kim Allah’a tevekkül ederse, artık O, ona kâfidir. Şüphe yok ki, Allah emrini yerine getirendir. Muhakkak Allah her şey için bir miktar tayin buyurmuştur.”(Talâk Suresi 3) Âyetini düşündüm ve “Hasbünallah ve nımel vekil: Allah’a tevekkül ettim. O, bana yeter ve O, ne güzel vekildir.” dedim

Hâtem-i Esam sözlerini bitirince Şakîk-i Belhî ona: “Ey Hâtem! Allah seni muvaffak etsin.” dedi.(Fazilet Takvimi 26 mart 2011 Cumartesi)

Yorum Bırak
%d blogcu bunu beğendi: