"Enter"a basıp içeriğe geçin

Kategori: Müslümanca Yaşama Sanatı

“Üzerine O’nun adı anılarak kesilenlerden yiyin”

Tavuk yemeden önce okuyun!(Fiziksel olarak bozuk olan yiyecekler nasıl insanı fiziken rahatsız ediyorsa ve hayatımız söz konusu olabiliyorsa, dinimize uygun olmadan hazırlanan gıda ve içeceklerde manevi hayatımızı etkiler.)

Tavuk ile ilgili pek çok şey yazılmış ve çizilmiş. Yazılanların bir çoğu bu işi ticari gaye ile yapanlar tarafından hazırlanmış gibi görünüyor. Onların iddialarına göre hijyenik ortamda son teknoloji ile kesim ve paketleme yapılıyor. Son derece sağlıklı tesislerde hazırlandığı iddia edilen bu tavuklar için helal sertifikaları bile alınmış. Ancak bizim merak ettiğimiz konu, bu tavukları yemek ne derece sağlıklı, fıkhen hangi çerçevede değerlendirilebilir üzerinedir. Bu nedenle konunun uzmanı Fatih Kalender’e bu konuyu sorduk.

Tavukla ilgili pek çok iddia var: Sağlıklı tesislerde kesilmediğini söyleyenler, dini usullere riayet edilmeden kesildiğini dile getirenler, tavukların ilaçla yetiştirildiği için kanser riski oluşturduğunu belirtenler… Peki, işin doğrusu nedir?

Tavuk ile ilgili çok farklı yerlerden hazırlanmış birçok yazı var. Bunlardan bir kısmı hijyen arayan tüketicilerin sorularına cevap veriyor, pek azı da dini açıdan ele alıyor. Biz de sizin gibi bu işin fıkıh yönünü inceleyen ve dikkate alan diğer Müslümanlar için sorularınızı cevaplamaya çalışalım. Soruyu cevaplamadan önce, meselemizi üç bölümde incelememiz gerekiyor: Birincisi günümüzde makineyle kesim nasıl yapılmaktadır?  İkinci olarak İslam fıkhına göre kesim nasıl yapılmalı? Üçüncü ve netice olarak da makine kesiminin İslam fıkhına uyup uymadığı yerler nerelerdir?

Makine İle Tavuk Kesimi Nasıl Yapılıyor?

Dünyanın birçok ülkesinde pek çok kesimhanede hayvanların makinelerle kesildiği bir gerçektir. Bunun sebebi de kitle imalatı için ihtiyaç duyulan hızlandırma ve maliyeti düşürme gerçeğidir. Böyle bir tesis saatte ortalama 8400 tavuk kesimi yapmaktadır. Bu rakam tesisin büyüklük ve ufaklılığına göre de değişebilir.

Sistem Nasıl İşliyor?

Kesim tesisine gelen tavuklar, kamyonlardan boşaltılarak “konveyör sistemi” denilen makineye baş aşağıya gelecek şeklinde bantta bulunan tutamaklara ayaklarından takılırlar. Tavuklar ayakları bağlı ve baş aşağı bir vaziyette uzun bir hatta ilerleyerek kesim yerine taşınırlar. Kesim makinesine bir metre kala tavuklar “elektro şok havuzu” denilen elektrikli soğuk su havuzlarına sokulurlar. Bunun sebebi hayvanın kesim esnasında daha az acı çekmesi olarak açıklansa da, bu konuyu araştırmış yazarların makalelerini okuduğumuzda, asıl sebebin bu olmadığını anlamaktayız.

Tavuklar Neden Elektro Şok Havuzuna Sokuluyor?

Bıçak, tavuğun boğazına değdiği anda çok güçlü bir şekilde kanatlarını çırpmaya başlar. Bu da tehlikelere davetiye çıkarabilir. Örneğin, kanadı yerinden çıkabilir, kanadı kırılabilir ve tavuk hızlı dönüşler yaparak ayaklarını kırabilir. Kanadı veya ayağı kırılan tavuk tüy yolma makinesine girdiğinde oradaki çok yüksek devirle dönen kamçılarla tüyleri yolunurken kanat veya ayakları paramparça olabilir. O kanatlar ve ayaklar kullanılmaz hale geldiğinden tavuğun zayiat oranı artar. Şayet kanat veya ayak kırılmamış da, yerinden çıkmışsa iç kanama olur. Bu da tavuk üzerinde morluklar ve kızarıklıklar olmasına sebebiyet verir ki, malın kalitesi düşer. Elektrikle şoka maruz kalan tavuk, kesim esnasında fazla çırpınmadığından kanı fazla boşalmaz ve kanın bir kısmı içeride kalarak tavuğun daha ağır olmasına yol açar. Çünkü bir tavukta normalde 200 gr kan olur. Bir tavukta 200 gr kan olunca günde 300 bin tavuk kesilse 60 ton eder. Bu büyük bir rakam. Kanı akmamış tavuğun kanları kılcal damarlarında kalır ve bu tavuğun rengi morumsu olur.

Tavukların Kesilmesi ve Tüylerinin Yolunması Nasıl Gerçekleşiyor?

Şoktan sonra tavuklar kesilecek yere ulaştırılır. Sonra döner veya düz bıçakla boğazları kesilir. Bu evreyi takip eden süreçte boğazları kesilen tavuklar, sulu yolma sisteminde haşlama kazanları dedikleri sıcak sulara sokulurlar. Ve orada bir müddet bekledikten sonra tüy yolma makinelerine girerek tüyleri yolunur. Oradan da temizleme, parçalama ve paketleme evrelerine doğru hareket ederler. Tavuk ve benzeri hayvanların tüylerini daha kolay yolmak için kullanılan tekniklerden biri de ıslatma usulüdür. Buna “sulu yolum”, ıslatmadan olana da “kuru yolum” denmektedir. Sulu yolumun, kuru yolum yerine tercih edilmesi, sıcak suda tüyleri yumuşayan tavukların yolumunun daha kolay ve hızlı olmasıdır.

İslam Fıkhına Göre Kesim Nasıl Olmalıdır?

Makineyle kesimin usule uygun olup olmadığını anlayabilmemiz için öncelikle İslam fıkhına göre hayvan kesiminin şartlarının neler olduğunu bilmemiz gerekiyor. Meşru olan kesim, boğazlama yoluyla olandır.

Kesilecek Olan Hayvan Kesim Sırasında Canlı Olmalıdır. Hayvanın kendiliğinden ölmüş olması halinde eti haram olacağından, kesim esnasında hayvanın canlı olması şarttır. Kesilen hayvanın canı sırf kesimle çıkmalıdır. Hayvanın ölümü bu kesim işlemi  ile gerçekleşmelidir. Bu şart haddi zatında yukarıdaki şartın tamamlayıcısıdır. “Helal yapıcıyla haram yapıcının bir yerde toplanması durumunda haram yapıcı, helal yapıcı üzerine tercih olunur.” kaidesi genel olarak mezheplerin kabul ettiği bir kaide olduğundan bu şart hakkında mezhepler açısından pek farklılık bulunmamaktadır.

Besmele Şartı Ve Bunun Zamanı: Hayvanın kesilmesi esnasında besmelenin gerekli olup olmaması makineli kesimde çok büyük  bir önem arz ettiğinden bu konuya biraz değineceğiz. Hayvan kesilirken Allah’ın adının anılmasının şart olup olmaması veya hangi ölçüde şart olduğu âlimler arasında müzakere edilmiştir. Konuyla ilgili birkaç ayet-i kerime var. Onlardan biri de En’am Sûresi’nde yer alan “Üzerine O’nun adı anılarak kesilenlerden yiyin” mealindeki ayet-i kerimedir (6/118). Bu ve benzeri ayeti kerimelerden kast edilenin, Allah’tan başkası adına kesilen hayvanların yenmesini yasaklama mı, hayvanın Allah adına kesilmesi ilkesi mi, yoksa hayvan kesilirken Allah adının telaffuz edilmesi mi olduğu müzakere edilmiştir. Ancak, alimlere göre hayvanın kesimi esnasında, unutulmadığı durumda besmele çekmek şarttır. Besmeleyi söylemeye takati olduğu halde kasten terk edilmesi halinde ise o hayvanın eti yenmez. Kesen kimsenin Müslüman veya Ehl-i Kitap olması bu sonuçları cumhura göre değiştirmez.

Makine İle Tavuk Kesimin Sakıncaları Nelerdir?

Şimdi, bu bilgiler ışığında günümüz tavukçuluğundaki entegre (bütünleşmiş) sisteminde makineyle kesim olayını ele alalım.

Tavuk Kesim Evreleri

Tavuğu Ayaklarından Asmak: Kesim tesisine gelen tavuklar kamyonlardan boşaltılarak konveyör sistemi ile baş aşağıya gelecek şeklinde bantta bulunan tutamaklara ayaklarından takılırlar. Tavuklar baş aşağı uzun bir hatta ilerleyerek kesim yerine taşınırlar. Hayvana eziyet vermemek kaydıyla bunda dinen herhangi bir mahsur yoktur.

Elektro Şok Olayı: Kesim makinesine bir metre kala elektrik verilmiş soğuk su havuzlarına sokulurlar. Bu merhale, dinen önem arz eden bir merhaledir. Kendilerine şok için elektrik verilen tavukların bu merhalede ölme ihtimalleri vardır. Zira bu esnada elektro şok havuzunun su seviyesi pilicin boynunu tamamen içine alır. Yani yaklaşık 15-20 saniye hayvan hem elektrik şokuna maruz kalır, hem de havayla irtibatı kesilir, yani nefessiz kalır. Bu safhada tavukların hepsi ölmese bile içlerinde bünyesi zayıf olduğu için ölenler olabilir. Makine kesiminde ölen bu tavuklar bilinemeyeceğinden diğerleriyle karışma ihtimali yüksektir. Bu safhada titizlik gösterilerek voltajın seviyesi ayarlansa ve piliçlerin kafaları su içinde kaybolmasa, belki bu problem aşılabilir. Burada şunu da belirtmeliyiz ki, makine ile değil de elle kesim yapan kesimhanelerde de elektro şok havuzu kullanılmaktadır. Bunu da sizin dikkatinize sunuyoruz.

Kesim Yapan Kişideki Şartlar: Elektro şoktan çıkan piliçler kesim şeridine gelerek kafaları kesilir. Bu safhada da dini açıdan birçok problem gözükmektedir. Çünkü bir kesimin İslam’a göre caiz olabilmesi için kesen kişide şu şartların yer alması gerekir: Akıl ve temyiz gücüne sahip olması, Müslüman veya Ehl-i kitap olması, hayvanı Allah adına kesmesi… Yani genel olarak kesim işini yapan kimsenin Allah adına kesmeyi kavrayacak ölçüde temyiz gücüne sahip olması gerekir. Hâlbuki burada kesme işlemini yapan makinedir, insan değil.

Yanlış Yerden Kesim: Başı sabit bir şekilde durmayan sürekli hareket halinde olan bir canlının kafasının, istenildiği yerden kesilebilmesi de burada bir problem olarak karşımıza çıkmaktadır. Zira makinenin dönen bir el değirmeni veya öğütücü bir makine gibi bir eksen etrafında dönüp duran bir bıçağı var ve bu bıçak çok hızlı olduğu gibi çok da keskindir. Baş aşağı olan tavuğun boynunu anında keser. Bıçak önünden geçen hayvanın, her ne kadar şok havuzundan çıkmış olsa bile, herhangi bir nedenden dolayı hareket etmesi mümkündür. Bu durumda hayvanın boğazı fıkhen istenilen yerden kesilebileceği gibi, kafası fıkhen istenilmeyen yerden de kesilebilir. Bu kesim işleminin yeri tam olarak bilinmedikçe şüphe olacaktır. Veya kesilen hayvanların bir kısmında bu şüphe olacaktır. Ve o hayvanların diğer kesilen hayvanlarla karışması durumunda, yine helallilik ve haramlılık söz konusu olacaktır. Burada tekrar mecelle kaidesini tekrar hatırlayalım. Neticede kesim her ne kadar haram olmasa da İslam fıkhında mekruh olur.

Tüy Yolma Sistemindeki Sakıncalar: Entegre sisteminde problem olarak karşımıza çıkan diğer bir husus tüy yolma sistemidir. Başı kesilmiş olan tavuğun, tüylerinin rahat ve çabuk yolunması için kullanılan tekniklerden biri de malum olduğu üzere ıslatma usulüdür. Buna sulu yolum, ıslatmadan yapılana da kuru yolum denilmektedir. Her iki yolma usulünde de kesilen tavuğun üzerinde dışkı ve kan bulaşığı vardır. Bunların temiz suyla yıkanması ve temizlenmesi gerekmektedir. Sulu yolma sisteminde kesilen tavuk, bağırsak ve midesindeki  pisliklerle beraber sıcak suya daldırılıp burada bekletilmektedir. Bu durumunda, ette gözenekler, delikler oluşur. Bu gözenekler, pis olan suyun hayvanın içine girip etine karışması, bağırsak ve midesinde bulunan pisliklerin de yine ete karışmasına sebep olur. Bu durumda et, yenilemez bir hale gelir.

Sonuç

Sonuç olarak makine kesiminde dini açıdan birçok ciddi problem vardır. Bu problemlerin bir kısmı her ne kadar bir takım tedbirlerle önlenilebilse de, büyük bir bölümünün önlenmesi için çok titiz çalışmalar gerekir. Makine kesiminin güncel bir hadise olduğu ortadadır. Bundan dolayı İslam Hukuku’nun klasik kaynaklarına müracaat edildiğinde bu konuyla alakalı açık ibareler bulunamadığı da ehlince malumdur. Bu nedenle hüküm, Kuran’dan, sünnetten ve İslam fıkhı hakkındaki eski çalışmalardan elde edilen ana hat ve kaidelerden çıkartılabilecektir. Makine ile kesimin günümüz şartlarında bir ihtiyaç olduğu düşünülür ise bunun ehil kişiler tarafından klasik kaynaklardan çıkartılan kaidelere göre yapılması gerekir.

Biz bu yazıda sistemin doğru olmayan yerlerini anlattık. Hazır kesim tavuk alırken bir kez daha  düşünülmesi gerektiğini gerekçeleri ile birlikte sunmaya çalıştık. Umarız ki bu yazımız, sağlıklı beslenmek isteyen, helal-haram konusunda hassasiyet gösteren insanlara bir fayda sağlayacaktır.

 Kaynak : Siracaddin EL – İnsan ve Hayat Dergisi

Yorum Bırak

Cennete, mümin olandan başkası giremez

Ebû Hüreyre (r.a.) şöyle anlattı: “Hayber Gazası’na hazırlandığımız sırada Resûlullah (sallallâhü aleyhi ve sellem) Hazretleri, Müslüman geçinenlerden birisine işâret buyurarak “Şu kişi cehennem ehlindendir.” dediler.

Harp esnasında o kişinin gayretini ve şiddetli cenk ederek yaralandığını gören Ashâb-ı Kirâm’dan bazıları: “Böyle çalışan kimse ehl-i cehennem olur mu?” diye şüpheye düşeyazdılar. Neticede o kimse, yaralarının acısına sabretmeyip tirkeşinden (ok çantasından) bir ok çıkarıp kendisine sapladı ve intihâr etti. Müslümanlar bu hâli görünce Resûlullah Efendimize (s.a.v.) varıp:

“Yâ Resûlallâh! Hak Teâlâ Hazretleri senin sözünü doğru çıkardı. O kimse canına kıydı.” dediler. Sonra Peygamberimiz (s.a.v.) Hazretleri, birine:

“Kalk, ya filân! Halka bildir ki; cennete, mümin olandan başkası giremez. Hak Sübhânehû ve Teâlâ Hazretleri hakîkaten bu İslam dînini fâsık ve fâcir kimse ile de kuvvetlendirir.” buyurdu. Murâd-ı şerîfleri şudur ki:

Cennete girmeye, gerçek mümin olanlar lâyıktır. Mümin olmayanı İslâm uğrunda çalışmaz zannetmeyin. Bu din öyle bir dindir ki, Hak Celle ve Alâ Hazretleri bunu kuvvetlendirmek için fâcirleri bile kullanır.

Resûlullah (s.a.v.) Hazretleri şöyle buyurmuşlardır ki: “Hakîkaten kişi, başkalarına karşı cennet ehlinin amelini işler, hâlbuki kendisi cehennem ehlindendir. Ve gerçekten kişi başkalarına karşı cehennem ehlinin amelini işler, hâlbuki kendisi cennet ehlindendir.”

Diğer bir hadîs-i şerifte şöyle buyurulmuştur: “Allâhü Teâlâ, sizin ne dış görünüşünüze ne de mallarınıza bakar. Ama o, sizin kalplerinize ve amellerinize bakar.”

Velhasıl, Hak Teâlâ Hazretlerinin nazarı, kullarının kalplerine ve niyetlerinedir; niyetteki ihlâsadır. Yoksa Allâhü Teâlâ zengindir. Hiç kimsenin ameline ihtiyacı yoktur. Bütün ibâdetlerin faydası yine kullara aittir.

/ FAZİLET TAKVİMİ 28 Haziran 2020, Pazar

Yorum Bırak

“Ben kimim ki…”

Sultan Abdülmecîd Han zamanında, Mescid-i Nebevî ve Ravza-i Mutahhara’ya, on sene süren, etraflı bir tamirat yapıldı. Bu vesîle ile İstanbul’dan gayet kıymetli levhalar, avizeler, kitaplar, eşsiz güzellikte bazı hediyeler ve nefis dokumalar gönderilmişti.

Sultan Abdülmecîd Han’ın gözü, bu eşyâ arasından bir levhaya tesâdüf etti. Levhada, “Şâh-ı şâhân-ı cihân Abdülmecîd” yazılı idi ki “Dünya sultanlar sultanı Abdülmecîd” demektir.

Sultan, “Ben kimim ki Nebîler Sultânı’nın makâmında böyle bir vasıfla yâd olunayım” deyip derhal yerine irticâlen o vezin ve kâfiyede söylemiş olduğu “Çâker-i Fahr-i Rusûl Abdülmecîd” mısrasının yazılmasını emretti ki “Bütün peygamberlerin iftihâr ettiği Resûlullâh’ın kölesi” demek olur.

***

Yüzünüz Ak, Dualarınız Kabul Olsun İster misiniz?

Yorum Bırak

AĞLA EY NEFİS!

AĞLA EY nefis! Günahlarına ağla

Ağla  ey nefsim. Ağlayacak neyin mi var? Neyin yok ki? Ağlamaya sebep mi ararsın ey nefis.

Ağla o zaman, her şeye bulduğun o vakti, namazlarına bulamadığın için ağla.

Ağla  ey nefsim, her gece 8-10 saat keyfince uyuyup da, seni yalnızca Rabb’inin göreceği bir vakitte, riyadan uzak, gecenin en koyu bir zamanında duasız gecelerine ağla.

Ağla  ey nefsim, ağzından çıkanı kulağının duymadığı zamanlarda, kırdığın kalplere ağla. ‘İyiliği emredip, kötülükten sakındırmakla’ görevli olan dudaklarının hakkı haykırmadığına ağla.

Ağla  ey nefsim, ‘Mü’min örnek olandır’ düsturunca ne eşine, ne anne-babana, ne de evlatlarına hakiki bir örnek olamadığına ağla.

Ağla  ey nefsim, Peygamberimiz’in ‘Cennet onların rızasındadır.’ buyurduğu anne-babanı hor görmene, onları terk etmene, arada bir dahi olsa onları aramamana ağla.

Ağla  ey nefsim, her gün saatlerce izlediğin televizyona karşılık, gözlerini Kur’an’la buluşturmadığına ağla.

Ağla  ey nefsim, dünyada kalacakmışçasına yaşayıp da ölümü hiç düşünmediğine, kabri aklına getirmediğine ağla.

Ağla  ey nefsim, çeklerinin, senetlerinin, paralarının, yatının, katının hesabını yaptığın kadar; namazının, orucunun, kulluğunun hesabını yapmadığına ağla.

Ağla  ey nefsim, Efendiler Efendisi (sas), hiç bir günahı olmamasına rağmen, Rabbisinden her gün yüzlerce ‘af’ dilemesine karşılık, tövbenin, senin aklına günde bir kere bile gelmemesine ağla.

Ağla  ey nefsim, İslam büyükleri, imkanları olmadığı zamanlarda dahi, zekat verebilmek için çeşitli yollar aramalarına mukabil, sen, olduğu halde vermemek için ‘yükümlü değilim’ bahanesine sığınmana ağla.

Ağla  ey nefsim, yaşlılarımızı küçümseyerek onlara karşı sıla-i rahim görevimizi yapmadığımıza ağla.

Ağla  ey nefsim, sahabe-i kiram efendilerimizin ellerine geçen bir malı, kendi ihtiyaçları olmasına rağmen, hemen tasadduk etmelerine karşılık, senin bu özel günlerde dahi sadaka vermediğine ağla.

Ağla  ey nefsim, ‘Komşusu açken, tok yatan bizden değildir’ prensibince, hangi komşunun ‘aç’ yattığını dahi bilemeyecek kadar ‘egoistçe’ yaşamana ağla.

Ağla  ey nefsim, dünyanın dört bir yanında Hakk’a hizmet için çırpınan kalpler, binbir meşakkatle yoğrulurken, sen ‘oturduğun yerden ahkâm kesmene’ ağla.

Ağla  ey nefsim, fuhşiyatın bin bir çeşidi kol gezerken, kendini koruyamadığına ağla.

Ağla  ey nefsim, Kainatın Rahmet Peygamberi’nin (sas), lanetlemesine karşılık, ‘yapan, ölü kardeşinin etini yemiş gibidir’ buyurduğu gıybeti, bırakamadığın için ağla. Kardeşinin,

Ağla  ey nefsim, en çok da bütün bunlara rağmen kendini ‘haklı’ görmene ağla.

Ağlamaya sebep mi aramıştın ey nefis! Al işte, bir çırpıda söylenecek uyarılar. Fakat bilmem ki, Yüce Rabbimiz’in (cc) ve Peygamber’in (sas) sözlerinin ‘tesir etmediği’ sana bu uyarılar etki eder mi?

Gel ey nefis, bugün ‘beraber oturup ağlaşalım, elemim bir yüreğin kârı değil paylaşalım’ ve yaşantımızdaki önemli olayların belirlendiği yi öyle bir geçirelim ki, bizi gözetleyen Rabb’imizin, rahmet nazarlarını üzerimize çekelim.

Hem öyle yalvaralım ki , Peygamber Efendimiz (sas), bizlere, burada rüyalarımızda, ötelerde de cennetinde kucağını açsın ve bizleri huzuruna mutlulukla çağırsın.

Gel ey nefsim, yi Kur’an’la dopdolu geçirelim ve okuduğumuz ayetler, kabir aleminde nur olsun bizlere.

Gel ey nefsim, Rabb’imizden, hakiki kurtuluşu, Hak yoluna infak edeceğimiz helal rızkı, dine hizmet edecek sıhhati, insanlığa Allah’ı ve Rasulü’nü sevdirecek aileyi isteyelim.

Ya Rabbi! Efendiler Efendisi’nin istediği bütün güzellikleri istiyoruz bizlere nasip eyle, kaçındığı bütün kötülüklerden de uzaklaşmak istiyoruz muhafaza eyle Ya Rabbi. (Amin)

Yorum Bırak

Yalnız ve karanlıkta kalmamak için

1232112321Anadolu’nun bir köyünde, köylü tarafından çok sevilen bir imam varmış. Ramazan-ı Şerif geldiğinde köylüye mukabele okur, vaz-u nasihat edermiş. Köylü de hocasına sahip çıkıp, her akşam bir hane onu iftara davet edermiş. Yine bir akşam imam bir eve müsafir olmuş. Sofralar kurulmuş, iftarlar yapılmış. Ama ev sahibi masanın üstündeki parayı yerinde bulamayınca imam hakkında ki düşüncelerini değiştirmiş. Ve sene içerisinde imamla hiç konuşmamış.
Gel zaman git zaman diğer Ramazan-ı Şerif gelip köylü bu adeti tekrar yapınca sıra buna da gelmiş. Utancından

– “Ben imamı yemeğe almayacağım.” diyememiş. Akşam olmuş, sofralar kurulmuş, iftarlar yapılmış. Köylü dayanamayıp imama :

-“Hocam sana hiç yakıştıramadım. İhtiyacın varsa bile söyleseydin, parayı alıp gitmekte ne oluyor?” deyince imam meseleyi anlamış. Ve köylüye dönerek :

-“O akşam çok rüzgar vardı. Paralar uçup camdan çıkmasın diye, parayı şu duvarda asılı Kur’an-ı Kerim’in kılıfının cebine koydum. Yoksa siz geçen Ramazan-ı Şerif’ten beri o Kur’an-ı Kerim’e hiç el sürmediniz mi?” Şimdi söyleyin bakalım. İmam mı hırsız? Kur’an mı öksüz ?!…

İnşaallah bizler Kur’an-ı Kerimi öksüz bırakanlardan olmayıp 1 veya daha üstü kendimiz hatim eden, mukabeleleri takip edenlerdenizdir.

Kıymetli kardeşlerim!
Hazret-i Kur’an sadece Ramazan-ı Şerif ayında okunmaz. O bizim en iyi dostumuz, kabirde ki ışığımızdır.
Yalnız ve karanlıkta kalmamak onunla arkadaşlığımız nisbetindedir.
Onun için gelin bu kıssadan hissemizi alıp Hazret-i Kur’an’ı bir daha ki Ramazan-ı Şerif’e kadar öksüz ve yetim bırakmayalım.

Yorum Bırak

Hayırlı Bayramlar.

Mü’minlerin Ahiretteki Bayramları

Allah’ın emrine uyarak hareket edenler sadece dünyada değil âhirette de saadetli ve sevinçli günlere kavuşacaklardır: Mü’min, bu fani hayata veda ettiği gün âhiret bayramlarının ilkini kutlayacaktır. Kabre girerek Münker ve Nekir meleklerinin sorularını cevaplandırdığı, kıyamet gününde Allah’ın huzuruna gelerek dünyada yaptıklarının hesabını vermek sûretiyle mizan başında sevabının ağır geldiği, sırat köprüsünü geçerek cennete girdiği ve nihayet nimet ve lezzetlerin en büyüğü olan Allah’ın Cemalini görme bahtiyarlığına erdiği gün de onun bayram günleri olacaktır.

Yorum Bırak

Dilin Afetleri

İslam dini, iman ve ibadetle beraber güzel ahlakı da emreder, onunla bütünleşir. Hayatımızın tamamında da edep ve nezaket usulleri öğretilir.
Haya ve Edeb dini olan İslâm, edebe aykırı hareket ve sözden uzaklaşmayı her mü’mine emreder. ”Hayâ imandandır.” Müminin kalbindeki iman nuru ve yaptığı ibadetler onun azalarına da sirayet eder. Onun elinde dilinde ve davranışlarında hep güzel ahlakın numuneleri vardır.
Dili ile Yüce Allah’ın ismini zikrediyorsa onu başka şeylerle kirletmez.
Bilhassa yalan, iftira, gıybet, dedikodu, laf taşımak gibi dil afetlerinin ahiret yıkımına sebep olduğunu bilir.Hadis-i Şerifte ifade buyrulduğu üzere; “Müslüman, elinden ve dilinden insanların selâmette olduğu kimsedir.”
Onun için, eli ile dili ile veya uygulamaları ile hiçi kimseyi rahatsız edemez.
Ebû Hureyre (r.a.) ın rivayetine göre; Rasûlullah (sav)e, insanları cennete en fazla sokan şeyin ne olduğundan sorulduğunda;
“- Allah korkusu ve güzel ahlaktır.” buyurdu.
(Başka bir zaman): İnsanları en fazla ateşe sokacak nedir, diye sorulunca da:
-Ağız ve ırz’dır. ” buyurdular. (Tirmizî, kitabü’l-birr 62.)
Dil afetleri içerisinde, yaşadığımız topluma ne zaman sirayet ettiğini bilmediğimiz, belki de kanıksadığımız; ama İslam’a ve insanlığa hiç yakışmayan çok yaygın bir hastalıktan bahsetmek istiyorum.
O da sövüp-saymak, ahlaksızca konuşmaktır.
Bu hastalık günümüze o kadar yaygın ki; adeta Türkçemizdeki bir bağlaç halinde, rahat bir şekilde kullanılmaktadır… Maalesef; aile ortamlarında, baba oğul birbirlerine konuşurken bile bu çirkin kelimelerden sakınılmamaktadır.
Bazen öfke anında, bazen de hiçbir sebep yokken cümlenin başında, ortasında, sonunda bu iğrenç ifadeler sayılıp dökülmektedir. Bunlar yetmiyormuş gibi, bir de edep ve haya timsali olması gereken hanımlar ve genç kızların bu hususta adeta erkeklerle yarışması toplumumuzdaki ahlaki seviyeyi göstermesi bakımından oldukça ibretliktir.
Halbuki sövmek, İslam edeplerine aykırı bulunan hareketlerin başında gelir.
Sövmenin en ağırı, ırz ve namusa tecavüzü ifade eden galiz lâflardır. Bunlardan başka, bir kimsenin ailesinin ve kendisinin ırzına ve namusuna leke teşkil edecek, şeref ve haysiyetini kıracak sözlerde bulunmak da sövme fiiline dâhildir.
Sövmek denilince mutlak ve hiçbir kayda tâbi tutulmaksızın tamamı yasaktır.
Sövme lafızlarının arasındaki fark, günahın şiddet derecesindedir.
Bazı sövmeler, insanı dinden, imandan uzaklaştırıp küfre götürür. Bu sebeple o gibi sövmelere Türkçemizde “Küfür lâfzı” veya “Küfretmek” de denilmiştir.
Meselâ bir kimsenin mukaddesattan birine; Peygambere, Kur’ân’ a, ibadetlere ve dinî hükümlere sövmesi onu dinden çıkarır ve imandan mahrum eder.
Aynı zamanda insanın başı ve başında bulunan, göz kulak gibi azaları da mukaddestir. Onlardan birine sövmek de kişiyi dinden çıkarır.
Rabbimizin “öf” bile dememize müsaade buyurmadığı anne ve babamıza sövmek büyük günahlardandır. Buna sebep olmak da aynıdır.
Resûlullah (sav)Efendimiz bir gün ashabına hitaben; ”Bir adamın, ana ve babasına sövmesi, büyük günahlardandır.” buyurmuştu. Ashab-kiram:
“Ey Allah’ın Resulü! Bir adam anne ve babasına sövebilir mi?” dediler.
Efendimiz (sav)”Evet, o bir başka adamın babasına söver de o da onun babasına söver. Anasına söver de o da onun anasına söver.”buyurmuşlardır.
Bir Müslümanın din kardeşine sövmesi, İslâm terbiyesiyle bağdaşmayacağı gibi insanlık bakımından da çirkin bir harekettir. En şerefli ve temiz bir uzuv olan ağzımızı en bayağı islere âlet etmek, cidden esef vericidir. Hadis-i Şerifte ”Dilini tutan kurtuldu.”buyrulur. Ağzımızdan çıkan her şeyden biz mesulüz.
Sure-i Kaf’ın 18. ayeti kerimesinde mealen: “İnsan hiçbir söz söylemez ki yanında (onu) gözetleyen, dediklerini zapteden bir melek hazır bulunmasın.” buyrulur.
O halde dilimize sahip çıkalım,basit şeylerle ebedi hayatımızı tehlikeye atmayalım
Özellikle çocuklarımızın yanında daha sorumlu ve daha dikkatli olalım.

Yorum Bırak

Fitre(Sadaka-i Fıtır) Nedir? 2020 Yılı için Fitre Ne Kadar? 

Ramazan-ı Şerifte yaptığımız ibadetlerimizin eksiklerini gidererek kabulünü sağlayan, meblağı küçük ama fazileti çok büyük olan, kısaca Fitre dediğimiz Sadaka-i Fıtır’ dır. Fitre; Ramazan ayının sonuna yetişen ve aslî ihtiyaçlarının dışında nisap miktarı mala sahip bulunan her Müslümanın vermesi vâcip olan sadakadır.
Fitrenin Vâcib olma vakti aslında Ramazan bayramının birinci günü sabah namazı vaktinden başlayıp bayram namazından çıkma anına kadardır.
Bununla berâber vaktinden evvel de verilebilir.
Tabî ki efdal olan, fakir ve yoksulların ihtiyaçlarını bayramdan evvel
karşılayabilmeleri için, önceden veya vaktinde vermek; geciktirmemektir.
Nisap miktarı ise zekâtla aynıdır. Ancak zekâtta olduğu gibi malın üreyici olması ve üzerinden bir sene geçme şartı yoktur.
Kişinin bakmakla yükümlü olduğu şahıslara da fitre vâciptir.
Fitrenin veriliş yerleri zekatla aynıdır. Onun için hem kendimiz, hem çoluk çocuğumuz için vereceğimiz fitrelerimizin değeri, sene içerisinde vereceğimiz diğer sadakalarla kıyas edilmeyecek kadar büyüktür.
Oruç tutamayacak kadar rahatsız olanların ödeyeceği fidye’nin miktarı da her gün için bir fitre miktarıdır.
Sadaka-i fıtr; isminden de anlaşılacağı üzere fıtrat yani yaratılış sadakası demektir. Allâh(cc)’ın bizleri en güzel varlık olarak yaratmasına mukabil bir teşekkürün ifâdesi; Ramazan ayına kavuşma, rahmet-mağfiret ve feyzinden istifâde etme nimetine karşılık Allah için verilen bir yaratılış hediyesidir.
Bizim yaptığımız en küçük bir hayrın karşılığı ise Allah katında elbette fazlası ile verilmektedir. Ayeti kerimede mealen şöyle buyruluyor:
“Siz hayır için ne harcarsanız; Hz.Allah, onun peşinden (dünya ve âhirette) karşılığını hemen verir. O rızık verenlerin en hayırlısıdır.”(Sebe suresi 39)
Makbul bir fitre, oruçtaki eksikliklerimizi giderir, orucun kabul edilmesine sebeptir. Adeta namazdaki sehiv secdesi gibidir.
Ayrıca daha önemlisi, ölüm sıkıntılarından ve kabir azâbından kurtuluşa da vesîledir. Öte yandan, yoksulların ihtiyaçlarını gidermeye, bayram neşesindenonların da istifade etmelerine bir yardımdır. Hadisi şeriflerde şöyle anlatılır:
“Allâhu Teâlâ; fitreyi, oruç tutanı boş, faydasız ve çirkin sözlerden temizlemek ve fakirleri doyurmak için vacip kıldı. Kim fitreyi bayram namazından önce verirse makbul bir fitre olur. Bayram namazından sonra verirse diğer sadakalar gibi bir sadaka olur.”
“Ramazan orucu, semâ ile arz arasında askıdadır. Oradan yukarı ancak fitre ile yükselir.”
“Sadaka belâları defeder, ömrü uzatır”
“Sadaka vermekte acele ediniz. Çünkü belâ, sadakayı geçemez.” (Beyhakî,)

***.

2020 yılı için Fitre ne kadar?

Diyanet İşleri Başkanlığınca 2020 yılı  fitre bedeli  27 TL olarak belirlendi. (Bu asgari tutardır. Bunun üstünü vermek isteyenler elbette daha kazançlı olacaklardır.)

Yorum Bırak

Cennetin sekiz, Cehennemin yedi kapısı ile insanın mükellef olan organlarının ilgisi

Kur’an-ı Kerîm’de Cehennem’in yedi kapısının olduğu belirtilmektedir.”

Cehennemin yedi kapısı olup, onlardan her bir kapı için bir grup ayrılmıştır.” (Hicr, 44).

Onun, o cehennemin yedi kapısı vardır. Yani gireceklerin çokluğundan dolayı yedi giriş kapısı veyahut azgınlığın çeşit ve derecelerine göre, önce Cehennem, sonra Lezzâ, sonra Hutame, sonra Sa’îr, sonra Sekar, sonra Cehîm, sonra Hâviye isminde yedi tabakası vardır. Her kapı için, onlardan (o azgınlardan) bir grup ayrılmıştır.

Ebu’s-Suûd Tefsiri’nde deniliyor k:

Muhtemelen yedi kapı ile sınırlanması, helak eden şeylerin beş duyu ile hissedilen şeylerle şehvet ve öfke kuvvetlerini gereğine mahsus olmasındandır.” Bununla beraber bunda diğer bir ihtimal vardır ki, şeriat dili açısından akla daha uygundur. Çünkü cehennem kapılarının yedi olması ile cennet kapılarının sekiz olması arasında apaçık bir ilişki vardır. Bundan dolayı denebilir ki, bu kapıların mükellef organlarla ilgili olması düşünülür.

Bilindiği gibi insanın mükellef organları sekiz tanedir: Kalb, dil, kulak, göz, el, ayak, ağız, cinsel organ. Bunların yedisi açık, birisi gizlidir ki, o da kalbdir. Doğrudan doğruya Allah’a bakan kalp kapısı açık olursa, bu sekiz organın her biri Allah’ın emri üzere hareket ederek cennete birer giriş kapısı olabilir. Ve bu şekilde cennete sekiz kapıdan girilir.

Fakat içte ruh körlenmiş, kalb kapısı kapanmış bulunursa dıştaki yedi organın her biri cehenneme açılmış birer giriş kapısı olurlar. İşte cennet kapıları sekiz olduğu halde, cehennem kapılarının her birine ayrılmış bir grup olmak üzere yedi olması, Allah daha iyi bilir ki bu hikmetten dolayıdır. “Ve ona ruhumdan üflediğim zaman…” (Hıcr, 15/29) ifadesinin şerefine nail olmakla iman ve marifet kapısı olan kalb, cehenneme kapalıdır. Ondan yalnız cennete girilir, Allah’a erişilir. Kalbi açık olan kimse şeytana uymaz, Allah’ı inkâr etmekten ve O’na isyan etmekten sakınır.

Kaynak:  Elmalı Tefsiri

Yorum Bırak

MÜSLÜMAN NASIL OLMALI?

Müslüman; İslâm îtikâdını, inancını kat’î olarak kabul eden kimse:

Cenâb-ı Hakk’ı tam manâsıyla bilip, kendisinin acziyet ve kulluğunun farkına vararak, her işinde Hazret-i Allâh’a tevekkül ve îtimad eder. Korku ve ümit arasında Cenâb-ı Hakk’a bağlanır, evham ve bâtıl hayallere dalmaz. Bütün söz ve fiillerini, Cenâb-ı Hakk’ın işitip gördüğünün ve bildiğinin farkında olarak edepli bir şekilde yapar. Bütün yaratılmışlara karşı şefkat ve hakkâniyet üzere hareket eder.

Bütün insanların, her şeyi yaratan Hazret-i Allâh’ın kulu olduğunu bilir, kimseye yan bakmaz ve can yakmaz.

Hazret-i Allâh’ın vahdâniyetini tasdik eder. İbâdet ve kulluğa yalnızca Cenâb-ı Hakk’ın layık olduğunu bilir; her türlü yardımı, hidâyet ve mağfireti ondan bekler.

Peygamberlerin sonuncusu olan Hazret-i Muhammed Mustafa (sallallâhü aleyhi ve sellem)’e îman etmiş olduğundan bütün peygamberleri istisnasız olarak kabul eder, hiç birini diğerinden ayırmaz.

Kadere îman etmiş olduğundan, başına bir musîbet ve keder geldiği zaman rızâ gösterir ve ‘takdîr-i ilâhîdir’ diyerek üzüntüsünü büyütmez ve uzatmaz.

Âhirete îman etmiş olduğundan dünyada başına gelen musîbetler ne kadar artsa da ümitsizliğe düşmez, isyan etmeyi asla düşünmez. Âhiretteki ecrini düşünerek sıkıntılara karşı sabırlı olur.

Cenâb-ı Hakk’ı çokça zikrettiği için kalbi, Hz. Allâh’ın zikri ile nurlanıp sanatı, ticareti ve hiçbir dünyalık işi onu, Allâhü Teâlâ’yı zikirden alıkoymaz. Allâhü Teâlâ’nın sevgisi ile dolu olan kalbinde dünya sevgisi yer edemeyeceği için kendisini âhiret yolcusu olarak görür ve ecel kendisine ağır gelmez.

Peygamber Efendimizin (s.a.v.) sünnetine tâbi olur ve mübârek ashâbının hayatlarını öğrenerek onların hikmet, iffet, şecâat ve cömertlik gibi güzel ahlâkları ile ahlâklanır. Bu fâni âlemin geçici lezzetlerine iltifat etmeyerek dünyayı âhiretin tarlası olarak bilir ve gücü yettiği miktarda hayırlı fiil işleyerek arkasında güzel ameller bırakmaya çalışır.

Korku ve üzüntü üzere olmayıp rahat ve gönlü huzurla dolu olarak yaşar. Hevâsının (nefsinin gayr-i meşru arzularının) peşinde koşmayıp sadâkat ve vefâ ehli olur. (Nimet-i İslam)

/ FAZİLET TAKVİMİ 14 Nisan 2020, Salı

Yorum Bırak
%d blogcu bunu beğendi: