"Enter"a basıp içeriğe geçin

Kategori: Sure ve Ayetler

…Hazır Bulunan, Orucunu Tutsun.”

Ramazan-ı Şerif ve Oruç tıklayınız….

Kur’an-ı Kerimle İlgili Ayeti Kerimeler

KUR’AN-I KERİM İLE İLGİLİ HADİS-İ ŞERİFLER

Kur’an-ı Kerim Hakkında Hikaye : Kur’an Okuyan Âmâ

Kur’an-ı Kerim Okumanın Fazileti Hakkında Hikaye

Yorum Bırak

“Öyle Adamlar Var ki……”

TEFEKKÜRE VAR MISINIZ? 

MÜSLÜMANIN BİR GÜNÜ NASIL OLMALI?

MÜSLÜMAN KİMLERE BENZEMELİ  ve KİMLERİ ÖRNEK ALMALIDIR?

FIRINCININ DUASI

İmandan Sonra En Mühim Vecibe

EY İNSAN!

Yorum Bırak

Kalpler Nasıl Sükûnet Bulur?

Mekke-i Mükerreme’de Dehşetli Veba Hastalığında Okunan Sure

SEHER VAKİTLERİNİ DEĞERLENDİRMEK

Şeytan Vesvesesinde Ne Yapılır?

Kur’an-ı Kerimle İlgili Ayeti Kerimeler

KUR’AN-I KERİM İLE İLGİLİ HADİS-İ ŞERİFLER

Kur’an-ı Kerim Hakkında Hikaye : Kur’an Okuyan Âmâ

Kur’an-ı Kerim Okumanın Fazileti Hakkında Hikaye

1 Yorum

Allâhü Teâlâ’nın rahmetinden, kimler ümidini keser?

ALLAH için , ALLAH” demek tıklayınız…

 

Yorum Bırak

Cuma Günü Kehf Suresi Okumanın Fazileti

Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: “Her kim Cuma gününde Kehf Sûresi’ni okursa, o iki Cuma arasını o kimse için nûr gibi parlatır.” Hâkim, el-Müstedrek, 2/368; Beyhakî, es-Sünen, 3/249; Süyûtî, ed-Dürru’l-Mensûr, 9/476.

Yorum Bırak

İHLÂS SÛRESİNİN FAZÎLETİ

Cebrâîl Aleyhisselâm, İhlâs-ı şerîf sûre-i celîlesini getirince buyurdu ki: “Yâ Muhammed! Biz bundan evvel ümmetin üzere korkuyorduk. Şimdi ise bu sûre-i celîlenin nüzûlü ile ümmetinden hiçbir ferdin helâk olmasından korkmayız. Ümmetinden her kim sevâbına inanarak bu sûreyi okursa muhakkak cennete girer.”

Enes bin Mâlik (r.a.) Hazretleri anlattı: Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ile oturuyorduk. Bir zât gelip: “Yâ Resûlallâh, bir kardeşim var, Kul hüvallâhü ehad sûresini okumayı pek seviyor.” dedi. Peygamberimiz (s.a.v.): “Öyleyse kardeşini cennetle müjdele.” buyurdular.

Ebu’l-Hüseyin Muhâcir (r. a.) anlattı: Mescidde Ashâb-ı Kirâm’dan bir zâtın yanında oturuyorduk. Bize şöyle anlattı: “Karanlık ve soğuk bir gecede bir gazâda Resûlullah (s.a.v.) Efendimizle gidiyorduk. Aramızdan birisi ‘Kul yâ eyyühe’l-kâfirûn’ sûresini sonuna kadar okudu. Resûlullah (s.a.v.) Efendimiz onu işitti ve ‘Şu zât, muhakkak şirkten berî olmuştur’ buyurdular. Bir müddet daha yol aldık. Benim bineğim Resûl-i Ekrem’in bineğine yakın idi. Bu sırada başka bir zâtın ‘Kul hüvallâhü ehad’ sûresini okuduğunu işittik. Sûreyi bitirince, Resûl-i Ekrem Efendimiz (s.a.v.): ‘Şu zâtın bütün günahları bağışlanmıştır’ buyurdular. O okuyanı öğrenmek ve Peygamberimizin bu sözüyle müjdelemek için bineğimi çevirdim, ama kimin okuduğunu öğrenemedim.”

Diğer hadîs-i şerîflerde şöyle buyurulmuştur:

“Her kim, kendisi için cennette bir ev binâ olunmasını isterse, Kul hüvallâhü ehad (İhlâs) sûresini okusun.”

“Her kim, Kul hüvallâhü ehad sûresini on defa okursa onun için cennette bir köşk bina olunur. Her kim yirmi defa okursa, cennette onun için iki köşk binâ olunur. Her kim otuz defa okursa cennette ona üç köşk bina olunur.” Hazret-i Ömer (r.a.): “Yâ Resûlallâh, vallâhi öyleyse biz onu çok okuyup köşklerimizi çoğaltırız.” dedi. Resûlullah Efendimiz (s.a.v.): “Öyleyse Allâhü Teâlâ, daha çok verir.” buyurdular.

“Her kim, günde elli defa ihlâs-ı şerîfi okursa, kıyâmet gününde kabrinden kalkarken şöyle nidâ olunur: Ey Allâh’ı medheden kimse, cennete gir.
[the_ad id=”233″]

Yorum Bırak

Mekke-i Mükerreme’de Dehşetli Veba Hastalığında Okunan Sure


Kureyş Suresi’nin Esrarı

Eyüp Sabri Paşa Mekke-i Mükerreme’de olan bir veba salgınını Mir’âtü’l- Haremeyn kitabında Şeyh Ahmed Duhani isimli zattan naklen şöyle anlatıyor:

Bundan evvel Mekke-i Mükerreme’de gayet dehşetli veba hastalığı olmuştu. Gerek hacılar ve gerek ahali yollarda gidip gelirlerken birdenbire düşüp vefat ederlerdi. Cenazelerin çokluğundan yollarda yürümek, Mescid-i Harâm’a gitmek imkânsız bir hale geldi.

Hastalığın en ziyade dehşet verdiği günlerde beni de korku sardı ve namazlarımı evde kılmaya karar verdim. Fakat ikindi cemaatini feda edemeyip Harem-i Şerife gittim ve namazdan sonra Safâ kapısından çıkıp güçlükle Safâ dağı eteklerine kadar gidebildim. Yolun iki geçesinde birçok kimseler yatıp kalmış ve Müslüman cenazelerinden sa’yetmek imkânı kalmamış idi. Cenazelerin çokluğundan ürküp daha ileri hareket edemedim, cansız bir ceset gibi Safâ’ya dayanıp kaldım. Bir müddet sonra kulağıma şöyle bir ses geldi:

“Sen utanmaz mısın? Ecelleri geldiği vakit artık bir saat geri de kalamazlar, ileri de gidemezler.”(mealindeki Yunus Sûresinin 49.) âyet-i celîlesine inanmaz mısın? Oldukça âlimsin, epeyce tefsir ve hadis kitapları okudun, îmân ağacı gönül bahçende kök tutup karar kıldı. Li-îlâfi Kureyş sûre-i celîlesini okumaya devam edersen hiçbir şeyden korkmazsın. Ve bu sırrı her kime söylersen vehim belâsından onu da kurtarmış olursun. Vah vah ayıptır, hem de günahtır.” Sanki o saate kadar cansızmışım da bu ses kulağımdan bana bir ruh üşemiş gibi titreyen vücuduma taze bir hayat geldi, vesveseden hiç eser kalmadı. Sesin ilhâm olduğunu anlayıp Kureyş Sûresini okuyarak evime döndüm, aileme “Li-îlâfi.” sûre-i celîlesine devâm etmelerini tenbih eyledim. Korku ve dehşetin ehl-i beytimden dahi zâil olduğunu görünce artık her kime tesadüf ettim ise emrolunduğum üzere bu sûreyi okumalarını tavsiye ederdim. Elhamdülillâh, bu mübârek sûreye devam edenlerin hiçbirinde vehimden eser kalmadı.

Ayrıca her gün sabah ve akşam namazlarından sonra 21‘er kez okunması tavsiye edilmiştir ki bu durum korktuklarından emin olmayı sağlar.


Yorum Bırak

Ayetel Kürsi Suresi

Yüce Kitabımız Kur’an-ı Kerim, Rabbimizin bizlere bir ikramı ve nimetidir.

Her suresi, her ayeti hatta her harfi mukaddestir.

Ancak, bazı sureler ve ayetler; gerek taşıdıkları mananın büyüklüğünden gerek İnzal oluşundaki esrar-ı ilahiden veya  bizim bilemediğimiz sebeplerden dolayı farklı değerler taşır.

Bunları bize, Kur’an-ı Kerim kendisine indirilen Sevgili peygamberimiz (sav) haber vermektedir.

Çünkü, Kur’an-ı Kerim ayetlerinin değerini de hususiyetlerini de mana ve izahlarını da yapmak hususunda en yetkili kişi, şüphesiz Sahibi Kur’an Efendimiz(sav)dir. Onun hadisi şerifleri, hayatındaki tatbikatları Kur’an-ı Kerimdir. “Onun ahlakı, yaşayışı da Kuranı kerimdir.”

Bu itibarla, Ayetel Kürsi’nin büyüklüğünü de bize o haber vermiştir.

Bu mübarek ayetin, ilk kısmının meali şu şekildedir:

“Allah, O bir tek ilahtır ki, ondan başka ilah yoktur.

O hayy ve kayyum’dur. Hayy, daima hayat sahibi, hayat verici demektir. Kayyum’da ayakta tutan demektir.

 Yani Bütün kâinata hayat veren ve yarattığı bütün kâinatı ayakta tutan, (idaresini bizzat yürüten, devam ettiren) ancak O’dur.

 O’nu ne gaflet ve yorgunluk basar, ne de uyku. Göklerde ve yerde ne varsa hepsi O’nun dur…”

Mealin tamamı bu yazıya ağır geleceği için bu kadarı ile yetinerek bu ayetle ilgili bazı hususiyetlerden bahsetmek istiyorum.

Tamamı Cenabı Hakk’ın zatından, kudret ve azametinden bahseden bu mübarek ayet hakkında Sevgili Peygamberimiz (sav.)”Kur’an ayetlerinin en büyüğüdür.” buyurmuşlar, her namazdan sonra okumuşlar, bizlere de tavsiye etmişlerdir. Onun için bu kuvvetli bir sünnettir.

Hadisi şerifte şöyle buyurmuşlardır:

 “Kim (beş vakit) farz namazın arkasında Âyetü’l-Kürsî’yi okursa o kimse, diğer namaza kadar Allâh’ın zimmetinde (himâyesinde) dir.” (Taberânî)

(Başka hadisi şeriflerde ise şöyle buyrulur:

 (“Farz namazlardan sonra Ayetül Kürsiyi okumaya devam edenin cennete girmesine tek mani, ölümdür.”(Süneni Nesai) Yani ölünce cennete girer.

ve Âyetü’l-kürsî okumaya ancak sıddîk veya âbid olanlar devam eder.)

 (“Günlerin efendisi cuma günü, kelâmın efendisi Kur’ân-ı Kerîm, Kur’ân-ı Kerîm’in efendisi Bakara sûresi, Bakara Sûresinin efendisi de Âyetü’l-kürsîdir.” (Elmalılı Tefsiri)

Bir İslâm büyüğü de şu tavsiyede bulunmuştur:

 “Sokağa çıkarken yedi Ayetül kürsi okuyup, her defasında;

 (ön,arka,sağ,sol, yukarı,aşağı olmak üzere) altı yöne (Hu diye) üflemeli, yedincide; (وَلاَ يَؤُودُهُ حِفْظُهُمَا وَهُوَ الْعَلِيُّ الْعَظِيمُ ) diye üç defa okuyup,

”hu” diye içine  çekmek lazım.

Bu talimat ile vasıtalara binenleri Cenabı Hakk, her türlü felaketlerden korur. Bunu söylemezdik, ama tehlikelerin umumi oluşu bizi bu esrarı söylemeye mecbur etti .Bugün bütün vasıtalar umumi bir tehlike halindedir.

Ancak İlahi talimat ile bu tehlikelerin önüne geçilebilir.

Hakikaten muazzam bir esrarı ilahidir.” (Z.Sunguroğlu,s.119)

Bu tavsiyelerin yapıldığı yıllar ile günümüzdeki tehlikeler kıyas bile edilemez.

(Bu gün, sadece araç ve trafik değil; maddi ve manevi her türlü tehlikenin nasıl kol gezdiği hepimizin malumudur. Maddi tedbirleri en üst seviyede almakla beraber; manevi tedbirlere, İlahi himayeye her zaman muhtaç  olduğumuzu da unutmamalıyız.)

Bu vesile ile hem kendi acziyetimizi hem de Allahü Zülcelalin büyüklüğünü ve üzerimizdeki nimetlerini iliklerimize kadar hissetmeli, kulluk vecibelerimizdeki eksik ve noksanlarımızdan üzüntü duyarak, daima yüce Mevla’mızın affına, mağfiretine ve himayesine sığınmalıyız.

 

İsra suresinde ifade buyrulduğu üzere; “Kur’ân-ı kerim’den,iman edenler için, şifa ve rahmet kaynağı olan âyetler indirilmiştir.”(İsra 82)

Bunların içerisinde Ayetül Kürsi nin yeri çok farklıdır.

Yerleri ve gökleri kayyum ismi ile ayakta tutan Rabbimiz,bu ayetin hürmetine bizleri de maddi manevi afet ve belalardan muhafaza etmektedir.

Yeter ki ondan yardım dileyip, usulüne göre ona sığınmasını bilelim.

Resûlullâh Efendimiz (sas)buyurdular ki:

Bu ayeti (usul ve adabınca ve ihlasla) her kim okursa Allâhü Teâlâ o saat bir melek gönderir, ertesi güne kadar sevaplarını yazar ve günahlarını siler.

Bu âyet (usul ve adabınca ve ihlasla) bir evde okunursa, şeytanlar o evi muhakkak otuz gün bırakırlar ve kırk gün ona erkek ve kadın sihirbâz girmez.

 Yâ Ali! Bunu evlâdına, âilene ve komşularına öğret. Bundan büyük bir âyet nâzil olmadı.” Ve bunu her kim yatağına yatarken okusa; Allah, okuyanı, komşusunu ve komşusunun komşusunu ve etrâfındaki evleri muhâfaza eder.” Başka bir hadisi şerifte ise şöyle buyrulmaktadır:

“Kim üzüntü ve keder anında Âyetü’l-kürsî ve Bakara Sûresi’nin sonundaki iki âyeti (Âmenerresûlü) okursa Allâhü Teâlâ ona yardım eder.”( Süyûtî, ed-Dürrü’l-Mensûr)

Faziletine sınır olmayan bu mübarek ayetin 2.kısmının meali ise şöyledir. ( مَن ذَا الَّذِي يَشْفَعُ عِنْدَهُ إِلاَّ بِإِذْنِهِ)

“Onun izin verdiklerinin haricinde onun huzurunda şefaat etmek kimin haddine?

(Burası, cahiliye devrinde Arapların putlarını şefaatçi olarak görmelerine bir cevap olmakla beraber, dünyadaki nüfuz ve kayırmaların Allah katında olamayacağı ifade edilir.

Orada ancak, Allahın izin verdikleri şefaat edebilir. Onlar da hadisi şeriflerden öğrendiğimize göre; başta bizim peygamberimiz olmak üzere, bütün peygamberler, ashabı kiram, Peygamber varisi olan büyük alimler, şehitler gibi Allahın değer verdiği kimselerdir.

Bu ayeti kerime şefaati inkâr edenlere de en güzel cevaptır)

( يَعْلَمُ مَا بَيْنَ أَيْدِيهِمْ وَمَا خَلْفَهُمْ وَلاَ يُحِيطُونَ بِشَيْءٍ مِّنْ عِلْمِهِ إِلاَّ بِمَا شَاء)

 O, kullarının önlerinde ve arkalarında ne varsa,(yaptıklarını da yapacaklarını da) hepsini bilir. Onlar ise, O’nun dilediği kadarından başka,onun ilminden hiç bir şey kavrayamazlar.

(İlmin sahibi Hz.Allahtır .İlim onun sıfatıdır.Biz ancak onun izin verdiği kadarını öğrenebiliriz.Bu da denizlerde bir damla bile değildir.

Buna rağmen insanlar, bazen öğrendikleri buldukları bazı şeylerden dolayı gururlanmaktadır. İlim, gururu değil; Allahın büyüklüğünü anlamayı ve acziyetimizi artırmalıdır.)

( وَسِعَ كُرْسِيُّهُ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضَ وَلاَ يَؤُودُهُ حِفْظُهُمَا وَهُوَ الْعَلِيُّ الْعَظِيمُ)

O’nun kürsisi, bütün gökleri ve yeri kuşatmıştır.

Onların her ikisini de (yani hem yeri ve yerdekileri, hem gökleri) korumak, gözetmek O’na bir ağırlık vermez. O çok yücedir, çok büyüktür.

Burada ayete adını veren Kürsi kelimesi; hadisi şerifte geçtiği üzere yedi kat semanın üstünde, onu kuşatan, ama arşın altında bir tabakadır.

Yedi kat semanın tamamı, tabaka-i Kürs’ ün yanında bir kalkanın içerisinde bir yüzük kadardır. Bu da onun aklın kavrayamayacağı kadar büyük bir tabaka olduğunu gösterir.(Elmalılı tefsiri)

(Müşahhas bir malumat vermek gerekirse; bugün sonsuz evren denilen ve sınırlarını anlamakta acze düştüğümüz gök yüzü, daha 1.kat semanın altındaki dünya semasıdır. Onu 7 kat sema kuşatmıştır. Her bir tabakanın yanında önceki tabakaların tamamı, denizde bir damla gibidir.Tabaka-i Kürsi hepsini kuşatmıştır.

Onun üstünde de Arşı A’la vardır.)

Kürsi, mecazi olarak,Yüce Allah’ın güç, kudret ve saltanatı olarak da izah edilmiştir.

Bütün bunlardan sonra biz, artık Cenabı Hakkın büyüklüğünü; güç, kudret ve azametini; bizim de bir hiç olduğumuzu daha iyi anlamalı, haddimizi bilmeye çalışmalı, sadece ona sığınıp, ona layık kul olmaya gayret etmeliyiz.




Yorum Bırak

BESMELE-İ ŞERÎFE

Allâhü Teâlâ, Peygamberimiz Muhammed Mustafâ’ya (sallallâhü aleyhi ve sellem) her işinin başında Esmâ-i Hüsnâ’sını zikretmeyi öğretti. O da ümmetine bu hususu, besmele çekmek sûreti ile tâbi olacakları bir sünnet kıldı. Böylece herhangi bir işimize başlarken yahut bir kitap yazarken hayırla neticelenmesini umarak hep besmeleyi zikrederiz.

Neml Sûresi’nin 30. âyet-i celîlesinde -Süleyman Aleyhisselâm’ın Sebe’ Melikesi Belkıs’a yazdığı mektubunda geçen- besmelenin tefsîrinde şöyle güzel bir mânâ zikredilmiştir: “O, Allâh’ın adıyla ki eğer siz ona karşı kibirlenirseniz, o ulûhiyyet ve izzetiyle sizi helâk eder. Eğer tevbe edip ona îman ile yönelirseniz Rahman ve Rahîm sıfatları ile geçmiş günahlarınızdan ötürü sizi hesâba çekmez. Şimdi bana karşı çıkmayın ve Müslüman olarak teslim olun. Zîrâ, Rabb’im beni Rahman ve Rahîm sıfatlarının tecellisine mazhar kıldı.”

Her hayırlı işimizin başında, o işimizin bereketli olması için besmele-i şerîfe okuruz. Bu, dînin alâmetlerindendir. Şeytanı da defeder. Nitekim Resûlullah Efendimiz (sallallâhü aleyhi ve sellem) buyurmuşlardır ki: “Bir kul, yemek yiyeceği vakit besmele çekerse şeytan onunla birlikte yiyemez. Ama besmele çekmez ise şeytan onun yemeğine ortak olur.”

Ashâb-ı Kirâm’dan Ümeyye bin Mahşî (r.a.) şöyle anlatıyor: “Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bir yerde oturuyorlardı. Bir adam da, yanında yemek yiyordu. O adam son lokmasını alıncaya kadar besmele çekmemişti. Son lokmayı ağzına götürürken -hatırlayıp- ‘Bismillâhi evvelehû ve âhirahû’ dedi. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) tebessüm ettiler, sonra buyurdular ki: ‘Şeytan, bu kimse ile birlikte yiyordu. O, Allâh’ın ismini anıp besmele çekince, şeytan yediklerini geri kustu.” (S. Ebû Dâvûd)

Besmele çekmekte, her işine putlarını ve mabudlarını anarak başlayan müşriklere muhâlefet vardır. Besmele; korkanın sığınağıdır, okuyan kimsenin Cenâb-ı Hakk’a bağlandığına ve ona ilticâ ettiğine delâlet eder. İşitene Mevlâ’yı hatırlatır. Allâhü Teâlâ’nın ulûhiyyetini ikrardır. Üzerindeki sonsuz nimetleri itiraftır. Cenâb-ı Hak’tan yardım talep etmektir. (Kitâbü’l-Besmele, Ebû Şâmme el-Makdisî)

BESMELE HAKKINDA BİR HİKAYE : YAHUDİ NEDEN BAYILDI? TIKLAYINIZ….

Yorum Bırak
%d blogcu bunu beğendi: