"Enter"a basıp içeriğe geçin

Kategori: Tebessüm

Zeytin çekirdekleri…

 

Peygamber Efendimiz(s.a.v.), Hz.Ebubekir(r.a.) ve bir kaç sahabe bir sofranın başına oturmuş hem sohbet edip hem zeytin yiyorlarmış…

Hz.Ebubekir(r.a.), yediği zeytinin çekirdeklerini hep Peygamber Efendimiz(s.a.v.)’in önüne koyuyormuş. Bu şekilde bir süre devam etmiş sohbet…

Birara Hz.Ebubekir(r.a.) :

-Ya Rasulallah, anam babam sana feda ne kadar çok acıkmışsınız böyle demiş…

Peygamber Efendimiz(s.a.v.) bakmış ki tüm zeytin çekirdekleri kendi önünde Hz.Ebubekir(r.a.)’in önünde hiç yok, demiş ki:

-Ya Ebubekir, sen anlaşılan o ki sen benden daha çok acıkmışsın ki tüm zeytinleri çekirdeği ile birlikte yemişsin…

Biraz daha tebessüm etmek isterseniz tıklayalım.

Yorum Bırak

:) TERZİLİK SANATININ YARISI

Nasreddin Hoca çocukken onu bir terzinin yanına çırak olarak vermişler. Aradan altı yedi ay geçmiş.
Bir gün anacağı çocuğu yanına oturtup:
– Anlat bakalım oğlum demiş bu kadar aydır gidip geliyorsun. Ne öğrendin ustandan?
Küçük Nasreddin kocaman gözlerini anasına dikip:
– Anam diye cevap vermiş. Dualarının bereketiyle terzilik sanatınının yarısını öğrendim. Artık dikilmiş şeyleri güzelce sökebiliyorum. Şimdi iş sökülmüşleri dikmeye kaldı. Ama sabredip onu da öğreneceğim, hiç merak etme sen…

Yorum Bırak

:) AFERİN GÖL KUŞLARI

Nasreddin Hoca bir gün uzak bir yerden gelirken merkebi gayet susamış. Birden önünde gölü gören eşek hemen göle doğru koşmaya başlamış. Yüksek bir yerden inilen göle hızla ilerleyen eşek tam düşecek gibi iken göldeki kurbağalar ötmeye başlamış. Eşek de ürküp geriye kaçmış. Hoca eşeği tutup kurbağalara hitaben:

“Aferin göl kuşları deyip göle üç para atarak varın bununla helva alın yiyin” demiş.

***

Bu fıkranın tasavvufi yorumu olarak “sizlere ve mallarınıza bir ziyan gelmezse Allah’a şükredin. Sadaka verip ihsan edin, zira vereceğiniz sadaka nice belaları ve kazaları defedip sizleri sûrî ve manevi tehlikeden kurtarıp ömrünüzü ve malınızın çok olmasına delalet eder” (1) denmistir.

(1) -Fikret TÜRKMEN: Nasreddin Hoca Latifelerinin Serhi İzmir 1999.

Yorum Bırak

:) AYVA İLE HUZURA ÇIKMAK

Hoca merhum, bahçesinden bir sepet ayva toplamış Timur’un sarayına gidiyordu. Yolda bir ahbabı:

— Nereye böyle hoca efendi? diye sordu. Hoca:

— Timur’u ziyarete gidiyorum, dedi. Adam:

— Timur ayvayı sevmez. O en çok inciri sever, sen ona pazardan bir sepet incir götür, dedi.

Hoca merhum adamın dediğini yaptı. Bir sepet incirle Timurlenk’in huzuruna çıktı. Timur, hoca merhumun incirlerini beğenmişti. Birini yiyor, birini ise karşısında oturan hoca merhumun yüzüne çalıyordu. Timur’un bu hareketine kızmayan hoca merhum, ellerini her incir gelişinde yüzüne sürüyor ve: “

— Ya Rabbi şükürler olsun sana!, diye dua ediyordu. Timur bunun sebebini sordu. Hoca merhum:

— Sultanım, ben size ayva getiriyordum. Ya bir de onlarla gelseydim şimdi benim yüzüm ne hale gelirdi. Yolda bana sizin ayva yemediğinizi söylediler de değiştirdim. Ayva ile huzurunuza gelmediğime şükrediyorum, dedi.

Yorum Bırak

:) Size Bir Vasiyetim Var.

Nasreddin Hoca birkaç ahbabıyla oturmuş, sohbet ediyormuş. Sohbet nihayete ermek üzereyken,
“Size bir vasiyetim var.” demiş. Çevresinde oturanların ağzından, hep birlikte
“Seni dinliyoruz Hocam.” lafı çıkmış. Nasreddin Hoca herkesin gözüne teker teker bakmış ve
“Ben öldüğüm vakit, beni eski kabre koyun.” demiş. Herkes şaşkın şaşkın birbirine bakmış, kimse Nasreddin Hoca’nın bu söylediğine anlam verememiş. Kısa bir süre sessizlik oluşmuş. Derken oturanlardan biri daha fazla dayanamayıp çekingen bir sesle
“Niçin?” diyebilmiş. Nasreddin Hoca da cevaben,
“Sual melekleri geldiğinde, ben sual olundum, görmez misiniz kabrim bile eskidir, derim.” demiş.
***
Bu latifenin şerhi, kalp hazinenize sakladığınız ne ise, hazinedarın bekçileri geldiğinde, gözlerinden kaçırmanız mümkün değildir.

Diğer Nasreddin Hoca Latifeleri için tıklayınız…   

 

NASREDDİN HOCA
Nasreddin Hoca’nın birbirinden güzel fıkraları bize iyiliğin, dürüstlüğün ve hoşgörünün yollarını gösterir. Bilgi, görgü ve hikmet dersleri verir. Nasreddin Hoca konuşmaya başladığında herkes susup onu dinler. Fıkraları dünyanın her yerinde, duyan herkesi güldürür, düşündürür. Gerçekten bu fıkralar sadece güldürmek için değil, daha çok düşündürmek, ibret vermek için anlatılır. 13. yüzyılda yaşadığı sanılan Nasreddin Hoca,
aradan geçen yüzyıllara rağmen hala içimizde yaşamakta ve herkes tarafından sevilmektedir,
O, bütün kötülüklere düşman, bütün iyiliklere dost, samimi, dindar ve keskin zekalı bir insandır Fıkralarını okuyalım, öğrenelim: Az gülelim, çok düşünelim

Yorum Bırak

:) Hoca Çıktı Mandalar Yesin

Nasreddin Hoca, vali ve üst düzey  bürokratlarla bir yemeğe katılır. Hocaların çok yemesiyle ilgili bir fıkra anlatılır.

“Hoca ile manda bostana düşmüş. Görenler, hangisini çıkaralım demişler. Kimileri mandayı çıkarın o çok yer demiş, kimileri de yok hoca daha fazla yer onu çıkarın demiş”

Fıkrayı dinleyen Nasreddin Hoca masadan kalkmış, bir kenara oturmuş. Masadakilerden biri Nasreddin Hoca’ya:

“Hocam, niçin kalktınız” diye sormuş. Nasreddin Hoca şu cevabı  vermiş:

“Hoca çıktı mandalar yesin.”


NASRETTİN HOCA
Nasreddin Hoca’nın birbirinden güzel fıkraları bize iyiliğin, dürüstlüğün ve hoşgörünün yollarını gösterir. Bilgi, görgü ve hikmet dersleri verir. Nasreddin Hoca konuşmaya başladığında herkes susup onu dinler. Fıkraları dünyanın her yerinde, duyan herkesi güldürür, düşündürür. Gerçekten bu fıkralar sadece güldürmek için değil, daha çok düşündürmek, ibret vermek için anlatılır. 13. yüzyılda yaşadığı sanılan Nasreddin Hoca,
aradan geçen yüzyıllara rağmen hala içimizde yaşamakta ve herkes tarafından sevilmektedir,
O, bütün kötülüklere düşman, bütün iyiliklere dost, samimi, dindar ve keskin zekalı bir insandır Fıkralarını okuyalım, öğrenelim: Az gülelim, çok düşünelim.

Yorum Bırak

:) Organizasyon Harikaydı.

Temel parmağını camla kesmiş. Telaşla hastanenin acil servisinden içeriye girmiş. İçeri girince iki kapı çıkmış karşısına. Birinde “hastalıklar”, diğerinde “yaralanmalar” yazıyormuş. Durumuna uyan “yaralanmalar” kapısından içeri girmiş. Önünde yine iki kapı belirmiş: birinde “kanamalı”, diğerinde “kanamasız” yazıyormuş. “Kanamalı” kapıdan girince iki kapı daha görmüş: “hayati önemde olan” ve “hayati önemde olmayan”. “Hayati önemde olmayan” yazılı kapıdan içeri girince kendini sokakta bulmuş.

Çaresiz eve dönmüş. Karısı sormuş:

  • Temel, sana iyi baktılar mı?

  • Vallahi hiç bakmadılar ama organizasyon bir harikaydı.
    Evde kal Türkiye

Yorum Bırak
%d blogcu bunu beğendi: