"Enter"a basıp içeriğe geçin

Gönüllere Yolculuk Yazılar

Cennet Kadınlarının Efendisi

İmran İbni Husayn (r.a.) bir defasında Rasûl-i Ekrem (s.a.v.) efendimizle birlikte Hz. Fatıma (r.anha)’yı ziyarete gitti. Efendimizin kızına tavsiyelerini dinledi. Yapılan nasihatları kendine yapılıyormuş gibi kabul etti. Bu duygu onu yüceltti. İlim ve ahlâkta örnek oldu. Ziyaretlerini kendisi şöyle anlatıyor:

Birgün Fahr-i Kâinat (s.a.v.) efendimiz bana:

“Ya İmran! Sen de bilirsin ki, biz seni çok severiz. Kızım Fâtıma rahatsızmış. Gelmek istersen beraber ziyaretine gidelim.” buyurdu. Ben de:

“Anam-babam sana fedâ olsun Ya Rasûlâllah!.. Canım kurban sana…” dedim.

Beraberce Hz. Fâtıma’nın evine geldik. Efendimiz kapıyı çaldı ve selâm verdi. Fatıma (r.anha) kapıyı açtı, selâmını aldı ve içeri buyur etti. Efendimiz

“Kızım, yanımda İmran İbni Husayn var” dedi. Hz. Fâtıma (r.anhâ) başının örtüsünü düzeltip içeri girmemize izin verdi. Ben Efendimizin arkasında oturdum. Resûl-i Ekrem (s.a.v.):

“Kızım nasılsın?” diye hatırını sordu. O da:

“Babacığım bu gece çok rahatsızdım, sabaha kadar uyuyamadım. Açlıktan da çok bitkinim.” dedi. Efendimiz’in gözleri yaşardı. Ona kendi durumundan bahsederek şöyle nasihat etti:

“Kızım! Sakın halinden şikâyet etme! Allah’a yemin ederim ki, üç gündür benim de mideme bir lokma ekmek girmedi. Rabbimden istesem beni doyuncaya kadar yedirir. Fakat geçici rızıkları, ebedî rızka fedâ ettim.” buyurdu. Sonra Hz. Fâtıma’nın omuzlarını tuttu ve:

“Müjdeler olsun ey Fâtıma! Sen Cennet kadınlarının efendisisin.” diyerek kızını teselli etti ve ona ebedî hayatı kazanmayı hedef gösterdi.

KABİR HASEB VE NESEB YERİ DEĞİLDİR. TIKLAYINIZ…

[the_ad id=”118″]


Yorum Bırak

İHLÂS SÛRESİNİN FAZÎLETİ

Cebrâîl Aleyhisselâm, İhlâs-ı şerîf sûre-i celîlesini getirince buyurdu ki: “Yâ Muhammed! Biz bundan evvel ümmetin üzere korkuyorduk. Şimdi ise bu sûre-i celîlenin nüzûlü ile ümmetinden hiçbir ferdin helâk olmasından korkmayız. Ümmetinden her kim sevâbına inanarak bu sûreyi okursa muhakkak cennete girer.”

Enes bin Mâlik (r.a.) Hazretleri anlattı: Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ile oturuyorduk. Bir zât gelip: “Yâ Resûlallâh, bir kardeşim var, Kul hüvallâhü ehad sûresini okumayı pek seviyor.” dedi. Peygamberimiz (s.a.v.): “Öyleyse kardeşini cennetle müjdele.” buyurdular.

Ebu’l-Hüseyin Muhâcir (r. a.) anlattı: Mescidde Ashâb-ı Kirâm’dan bir zâtın yanında oturuyorduk. Bize şöyle anlattı: “Karanlık ve soğuk bir gecede bir gazâda Resûlullah (s.a.v.) Efendimizle gidiyorduk. Aramızdan birisi ‘Kul yâ eyyühe’l-kâfirûn’ sûresini sonuna kadar okudu. Resûlullah (s.a.v.) Efendimiz onu işitti ve ‘Şu zât, muhakkak şirkten berî olmuştur’ buyurdular. Bir müddet daha yol aldık. Benim bineğim Resûl-i Ekrem’in bineğine yakın idi. Bu sırada başka bir zâtın ‘Kul hüvallâhü ehad’ sûresini okuduğunu işittik. Sûreyi bitirince, Resûl-i Ekrem Efendimiz (s.a.v.): ‘Şu zâtın bütün günahları bağışlanmıştır’ buyurdular. O okuyanı öğrenmek ve Peygamberimizin bu sözüyle müjdelemek için bineğimi çevirdim, ama kimin okuduğunu öğrenemedim.”

Diğer hadîs-i şerîflerde şöyle buyurulmuştur:

“Her kim, kendisi için cennette bir ev binâ olunmasını isterse, Kul hüvallâhü ehad (İhlâs) sûresini okusun.”

“Her kim, Kul hüvallâhü ehad sûresini on defa okursa onun için cennette bir köşk bina olunur. Her kim yirmi defa okursa, cennette onun için iki köşk binâ olunur. Her kim otuz defa okursa cennette ona üç köşk bina olunur.” Hazret-i Ömer (r.a.): “Yâ Resûlallâh, vallâhi öyleyse biz onu çok okuyup köşklerimizi çoğaltırız.” dedi. Resûlullah Efendimiz (s.a.v.): “Öyleyse Allâhü Teâlâ, daha çok verir.” buyurdular.

“Her kim, günde elli defa ihlâs-ı şerîfi okursa, kıyâmet gününde kabrinden kalkarken şöyle nidâ olunur: Ey Allâh’ı medheden kimse, cennete gir.
[the_ad id=”233″]

Yorum Bırak

Mekke-i Mükerreme’de Dehşetli Veba Hastalığında Okunan Sure


Kureyş Suresi’nin Esrarı

Eyüp Sabri Paşa Mekke-i Mükerreme’de olan bir veba salgınını Mir’âtü’l- Haremeyn kitabında Şeyh Ahmed Duhani isimli zattan naklen şöyle anlatıyor:

Bundan evvel Mekke-i Mükerreme’de gayet dehşetli veba hastalığı olmuştu. Gerek hacılar ve gerek ahali yollarda gidip gelirlerken birdenbire düşüp vefat ederlerdi. Cenazelerin çokluğundan yollarda yürümek, Mescid-i Harâm’a gitmek imkânsız bir hale geldi.

Hastalığın en ziyade dehşet verdiği günlerde beni de korku sardı ve namazlarımı evde kılmaya karar verdim. Fakat ikindi cemaatini feda edemeyip Harem-i Şerife gittim ve namazdan sonra Safâ kapısından çıkıp güçlükle Safâ dağı eteklerine kadar gidebildim. Yolun iki geçesinde birçok kimseler yatıp kalmış ve Müslüman cenazelerinden sa’yetmek imkânı kalmamış idi. Cenazelerin çokluğundan ürküp daha ileri hareket edemedim, cansız bir ceset gibi Safâ’ya dayanıp kaldım. Bir müddet sonra kulağıma şöyle bir ses geldi:

“Sen utanmaz mısın? Ecelleri geldiği vakit artık bir saat geri de kalamazlar, ileri de gidemezler.”(mealindeki Yunus Sûresinin 49.) âyet-i celîlesine inanmaz mısın? Oldukça âlimsin, epeyce tefsir ve hadis kitapları okudun, îmân ağacı gönül bahçende kök tutup karar kıldı. Li-îlâfi Kureyş sûre-i celîlesini okumaya devam edersen hiçbir şeyden korkmazsın. Ve bu sırrı her kime söylersen vehim belâsından onu da kurtarmış olursun. Vah vah ayıptır, hem de günahtır.” Sanki o saate kadar cansızmışım da bu ses kulağımdan bana bir ruh üşemiş gibi titreyen vücuduma taze bir hayat geldi, vesveseden hiç eser kalmadı. Sesin ilhâm olduğunu anlayıp Kureyş Sûresini okuyarak evime döndüm, aileme “Li-îlâfi.” sûre-i celîlesine devâm etmelerini tenbih eyledim. Korku ve dehşetin ehl-i beytimden dahi zâil olduğunu görünce artık her kime tesadüf ettim ise emrolunduğum üzere bu sûreyi okumalarını tavsiye ederdim. Elhamdülillâh, bu mübârek sûreye devam edenlerin hiçbirinde vehimden eser kalmadı.

Ayrıca her gün sabah ve akşam namazlarından sonra 21‘er kez okunması tavsiye edilmiştir ki bu durum korktuklarından emin olmayı sağlar.


Yorum Bırak

ÜÇ AYLARDAN RECEB-İ ŞERİF

Kâinatın yegâne Hâlıkı olan Mevlâmız yarattıkları içinde hiçbir varlığı sebepsiz ve hikmetsiz yaratmamıştır. Yaratılanların en şereflisi ve en mükemmeli olan insanoğlu da elbette sebepsiz ve hikmetsiz yaratılmamıştır. İnsanoğlunun yaratılmasındaki sebep hikmet ve gaye hiç şüphesiz Allah’a iman ve kulluktur. Çünkü Mevlâmız Kur-an’ı Keriminde

Muhakkak ben, insanları ve cinleri ancak bana ibâdet ve kulluk etsinler için yarattım.(Zariyat suresi 56. Ayet-i kerime) Buyurmaktadır.

Yine Mevlâmız;

O Allah-u Zülcelal ki sizin hanginiz daha iyi, daha güzel ibâdet edecek diye sizi imtihan için ölümü ve hayatı yarattı.(Buna rağmen kullukta kusur edenler için) Allahu Teâla, Aziz ve Gafur dur. (Dilerse azab eder, dilerse mağfiret eder.)(Mulk suresi 2. Ayet-i kerime) buyurmaktadır.

İbâdet için yaratılan ve imtihan için dünyaya gönderilen insanlara verilen ömürler ise farklıdır. Meselâ insanlığın babası Adem(a.s) bu fâni dünyada bin yıl yaşamıştır. Nuh (a.s), İdris (a.s) da ona yakın ömür sürmüşlerdir. Yine diğer Peygamberler ve ümmetleri yüzlerce yıl yaşamışlardır. Ümmeti Muhammed’in ömrü ise diğer Peygamberler ve ümmetlere kıyas edilemeyecek derecede azdır.

Kâinat kendi yüzü suyu hürmetine yaratılan Efendimiz (s.a.v) bile bu Dünyada Altmış üç yıl misâfir kalmıştır. Aynı şekilde onun ümmeti olan bizlerde ortalama olarak yarım asrı geçen, altmış-yetmiş yıllık kısa bir ömre sahibiz. Seksen veya doksan yaşına girmiş insanlar, hele hele yüz yaşına girmiş kişiler tamamen hayreti mucip olmakta, basında ve yayında taaccüp vesilesi olarak teşhir edilmektedir.
Bir tarafta yüzlerce yıl yaşayan Peygamberler ve ümmetleri, diğer tarafta ümmeti Muhammed’in kısa ömrü. Bütün insanlardan istenen vazife ise aynı; iman, itâat kulluk ve ibâdettir. İlk bakışta şartlar eşit değil gibi gözüküyor. Ama işte burada Cenâb-ı Mevlâmızın mânevi iltiması ve Ümmeti Muhammed için hazırladığı hususi zamanlar bizim için büyük fırsat teşkil etmektedir. Bu hususi zamanlar en iyi şekilde değerlendirilir ve ihya edilirse, yüzlerce yıl yaşayan insanların elde edemeyeceği derece ve mertebeye ümmeti Muhammed’in ulaşması mümkündür.

İşte üç aylar, hususiyle Eşhur-u Hurumdan olan Receb-i Şerifte bire yüz, Ramazanı Şerifte ise bire bin ve hatta hesapsız olarak ibadetler karşılığını bulur.

Nasıl ki bir otomobilin yıllık bakım ve onarıma ihtiyacı varsa; bu aylar da Ümmet-i Muhammed’in kendine çeki düzen vermesi, mânevi olarak bakıma alması gereken aylardır.

Tarlaya ekilen hububâtın verimli olabilmesi için, tohum ekilmeden önce iyice sürülmesi hazırlanması, ekildikten sonra da zararlı otlardan temizlenmesi ve gübrelenip sulanması lazımdır. Böyle yapıldığı takdirde hasat mevsiminde Allah’ın lutfuyla istenen hâsılatı elde etmek mümkündür.

İşte Ümmeti Muhammet için
Receb-i Şerif ayı; gönül ve letâif bahçesini sürme, hazırlama ayıdır.
Şabanı Şerif; ihlasla tohumu ekip zararlı şeylerden Allah’ın feyziyle, zikriyle, ibadetiyle meşgul olarak temizleme ayı,

Ramazan-ı Şerif ise; iman, ibadet cihetinden manevi güllerin açtığı, netice elde etme ayıdır.

Üç ayların başlangıcı olan Receb-i Şerif hakkında Hadis-i Şeriflerde geçtiği üzere “Bu ayın isimlerinden biri “Esam” dır. Günahlara sağırdır. Kıyamet gününde bizim aleyhimize şahitlik yapmayacaktır. Şehrullahtır (Allah’ın ayı) Çünkü Cenabı Hak bu ayda hiçbir kavmi batırıp mahvetmemiştir.

Receb isminin başındaki (ر) harfi rahmet-i İlahiye, (ج) harfi cüd cömertlik ve inayete, (ب) insanların isyandan kurtulmaları, birri ilahi, ihsanı ilahi ve bereket-i ilahiyeye delalet eder. Bu ayın başında Regaip, sonunda Miraç kandili olduğu için ayrıca iki kandilli olarak başı ve sonu aydınlanmış bir aydır.

Sevgili Peygamberimiz (s.a.v) bu ayda yapmamız gereken ibadetlere işaret ederek şöyle buyurmaktadırlar.

Ölüm anında susuzluktan rahat etmeyi, dünyadan giderken iman ile çıkmayı, şeytandan kurtulmayı murat ederseniz, şu ayların hepsine, çok oruç tutmakla geçmiş günahlara pişman olmakla hürmet ediniz. Bütün kâinatın yaratıcısı olan Allah’ı zikrediniz ki, selametle Rabbinizin cennetine giresiniz.( Mev’ızai Hasene Sh. 325)

Yine bu ayda tutulacak oruçla alakalı olarak Hz. Sevban (r.a) anlatıyor.

“Rasülullah (s.a.v) ile beraber yürürken bir kavmin kabristanına uğradık. Efendimiz o kabristanın yanında durdular. Şiddetli bir şekilde ağlamaya başladılar. Ve dua ettiler sonra dediler ki; Ya Sevban! Şu kabir ehline azab olunuyor, (Rivayete göre azab olunmalarının sebebi, bevil ve dedikodudandır.) Efendimiz dua ettikten sonra azabları hafifletildi. Sonra buyurdular ki; Eğer şu kabir ehli Dünyada iken Receb-i Şeriften bir gün oruç tutmuş olsalardı veya bir geceyi ihya etselerdi bu azabı görmeyeceklerdi. (Tefcirüt- Tesnim Sh. 195)

Diğer bir Hadis-i Şerifte Enes Bin Mâlik Hz. leri naklediyor.

“Muaz İbni Cebel ile karşılaştım. Ona nereden geliyorsun Ya Muaz dedim. Rasülullah’ın yanından geliyorum dedi. Ondan ne işittin diye sordum? Buyurdular ki; Kim Hâlis ve muhlis olarak (Lâ İlâhe İllallah) derse cennete girer. Kim Allah rızasını taleb ederek Receb-i Şeriften bir gün oruç tutarsa cennete girer. Enes Bin Malik Hz. leri daha sonra Rasülullah’ın yanına vardım. Ya Rasülullah Muaz İbni Cebel bana şunları haber verdi dedim. Efendimiz Muaz doğru söyledi ben onu üç defa söyledim. buyurdular.

Enes İbni Malik Hz. lerinden rivayet edilen başka bir Hadisi Şerifte;

Muhakkak Cennette Recep adıyla anılan bir nehir vardır ki; onun suyu sütten beyaz, baldan daha tatlıdır. Kim ki Recep ayında bir gün oruç tutacak olursa, Allah’u Teâla onu o nehirden sulayacaktır.”( İmam-ı Suyutî, el-Cami’u’s-Sağır) Buyurmuşlardır

Receb-i Şerifin;

Birinci günü oruç tutanlara üç senelik,

İkinci günü oruç tutanlara iki senelik,

Üçüncü günü oruç tutanlara bir senelik,

Üçüncü günden sonra her gün için bir aylık nâfile oruç sevâbı verilir. Bu hadisi şerifle sabittir.

Receb-i Şerifte yedi gün oruç tutanlara cehennemin kapıları kapanır, sekiz gün tutanlara cennetin kapıları açılır. On gün tutanlara Cenab-ı Hak hiçbir şey sormaz, on beş gün tutanların geçmiş günahları afv edildi denir.( dua ve ibadetler)

Bu ayda geçmiş günahlara tevbe istiğfar etmekle birlikte, Efendimiz üzerine salatü selam okumalıyız.

Zira Efendimiz (s.a.v) şöyle buyurmaktadır.

Miraç gecesinde bir nehir gördüm. Suyu baldan tatlı, kardan daha beyaz, kokusu miskten hoş idi. Cebrail (A.S) a sordum? Ya Cebrail bu nehir kim içindir? Cebrail (A.S) Recebi Şerifte senin üzerine salavat getiren içindir. dedi? (Mev’ızai Hasene Sh. 324)

Bu ay Cenâb-ı Hakk’a mahsus bir ay olduğu için yalnız Zat-ı İlahi yi bildiren İhlas süresini çok okumak lazımdır. Bilhassa bu aya hürmet olarak, ayrıca günde on bir İhlası Şerif okumalı, yine başında yedi, sonunda yedi Fatiha-ı şerif okumak şartıyla, her gün yüz ihlası şerif okumanın bizlere çok şeyler kazandıracağını büyüklerimiz tavsiye etmektedirler.

Recebi şerif ayına riayet edenler üç (ihsana) mazhar olur.

1-Azabsız olarak Allah’ın Rahmeti

2- Cimrilik olmaksızın cömertliği

3- Cefâsız Allah’ın ihsânı

Ölürken ve kabirden kalkarken insanın elinden tutacak olan bu ibadetleridir. Zavallı vâizin biri çıkmış îmânın kalelerinden birisi olan nafile ve tesbih namazlarına mürailerin namazı diye fetva vermeye kalkmış. Acaba affı ilahiye ye mazhar olmayan insan tesbih namazı, duha namazı, evvâbin namazı ve teheccüd namazı kılabilir mi ? Bunda kurb-i ilahi (Allaha yakınlık) vardır.

Tavsiye ederim ki senenin mübarek gün ve gecelerinden hiç olmazsa tesbih namazı kılasınız.

Haber ve Hadislerle sabittir ki

  • Receb-i Şerifin birinci gecesi dua reddedilmeyen gecedir.

  • Birinici Cuma gecesi Leyle-i Regaip yani Rasülullah’ın ana rahmine intikal etiği gecedir.

Bu gecede mutlaka bir Tesbih Namazı kılarak iltica edesiniz. Bir hadisi kutsîde şöyle buyrulmaktadır.

Kulum farzları işlemekle benim azabımdan kurtulur, nafileleri işlemekle bana yaklaşır.

Bu mübarek gün ve gecelerde yapılan ibadat-u taat, hayru hasenat ve evrâd-u ezkar Affı ilahi, şefaati Rasülüllah, şefaati Kur’anın vesilesidir. Kutta-i tariklerin ve hayra mâni olanların sözlerine kapılıp ta Allah’ın rahmetinden mahrum kalmayınız.

…..

Receb-i şerîf;

Receb ayı, Eşhur-u hurum“dan olup ŞEHRULLAH yâni Allah’ın ayıdır. Bu aya oruçlu olarak girilmeli ve bu ayda Allah’a çok ilticâ etmelidir.

Recebin 1’inci günü oruç tutanlara 3 senelik, 2’nci günü oruç tutanlara 2 senelik, 3’üncü günü oruç tutanlara ise 1 senelik nâfile oruç sevâbı verilir. Bu, hadîs-i şerîf ile sâbittir.

Üç günden sonra her gününe birer ay oruç sevâbı verilir.

Receb-i şerîf Cenâb-ı Hakk’a mahsus bir ay olduğu için yalnız Zât-ı İlâhî’yi bildiren İhlâs-ı şerîf sûresini çok okumalı; tevhîd, istiğfar ve salevât-ı şerîfeleri ihmal etmemelidir.

Bu ayda 2 kandil vardır:

  1. İlk Cuma gecesi Regaib Kandili,
  2. 27’nci gecesi Mi’rac Kandili.

1’inci gecesi bir tesbih namazı veya Receb-i şerîfin ilk onu zarfında bir defaya mahsus olmak üzere kılınan on rek’at namaz kılınabilir. Bu

namazda, her rek’atte Fâtiha-i şerîfeden sonra 3 „Kul yâ eyyühel-kâfirûn…“, 3 İhlâs-ı şerîf okunur. Nitekim ileride kılınış şekli anlatılacaktır.

Receb ayında her gün başında ve sonunda 7’şer Fâtiha-i şerîfe okumak sûretiyle 100 İhlâs-ı şerîf okumak da çok sevaptır.

Bu ayda, mümkün olduğu kadar Hatm-i Enbiyâ yapmalı ve oruç tutmalıdır. 13, 14 ve 15’inci günlerinde oruç tutanlar, bu sünnet-i şerîfeyi yerine getirdiklerinden, nice hastalıklardan şifâ bulur.

Receb ayında kılınacak namaz;

Receb’in 1’i ile 10’u arasında, 11’i ile 20’si arasında ve 21’i ile 30’u arasında sadece birer defa olmak üzere kılınacak 10’ar rek’at Hacet namazı vardır. Hepsinin de kılınış şekli aynıdır. Bu namazlar, akşamdan sonra da, yatsıdan sonra da kılınabilir. Fakat Cuma ve Pazartesi gecelerinde ve bilhassa teheccüd vaktinde kılınması efdâldir.

Bu namaz, mü’min ile münâfığı ayırır. Bu 30 rek’at namazı kılanlar hidâyete ererler. Münâfıklar bu namazı kılamazlar. Bu namazı kılanın kalbi ölmez.

Bu 30 rek’at namaz, Resûlullah (s.a.v.) Efendimiz’in berberi Selmân-ı Pâk (r.a.) Hazretleri tarafından rivâyet edilmiştir.

Kılınış şekli

Hacet namazına şu niyetle başlanır:

Yâ Rabbî, beni dünyayi teşrifleri ile nûra gark ettiğin Efendimiz hürmetine, sevgili ayın Receb-i şerîf hürmetine, feyz-i ilâhîne, rızâ-i ilâhîne nâil eyle. Âbid, zâhid kulların arasına kaydeyle. Dünya ve âhiret sıkıntılarından halâs eyle, rızâ-i şerîfin için Allâhü Ekber.[1]

Her rek’atte 1 Fâtiha-i şerîfe, 3 „Kul yâ eyyühel-kâfirûn…“, 3 İhlâs-ı şerîf okuyup, 2 rek’atte bir selâm verilir. Böylece 10 rek’at tamamlanır.

Namazdan sonra 11 defa:

„Lâ ilâhe illallâhü vahdehû lâ şerîke leh. Lehül-mülkü ve lehül-hamdü yuhyî ve yümît. Ve hüve hayyün lâ yemûtü biyedihil-hayr. Ve hüve alâ külli şey’in kadîr“

Receb’in 11’i ile 20’si arasında kılınan 10 rek’attan sonra 11 defa şu duâ edilir:

„İlâhen vâhiden ehaden sameden ferden vitran hayyen kayyûmen dâimen ebedâ“

Receb’in 21’i ile 30’u arasında kılınan 10 rek’atten sonra da, şu duâ 11 kere okunur:

Allâhümme lâ mânia limâ a’tayte ve lâ mu’tıye limâ mena’te ve lâ râdde limâ kazayte ve lâ mübeddile limâ hakemte ve lâ yenfeu zel-ceddi minkel-ceddü. Sübhâne rabbiyel-aliyyil-a’lel-vehhâb. Sübhâne rabbiyel-aliyyil-a’lel-vehhâb. Sübhâne rabbiyel-aliyyil-a’lel-kerîmil-vehhâb. Yâ vehhâbü yâ vehhâbü ya vehhâb“

Regâib gecesi;

Receb-i şerîfin ilk Cuma gecesi „Regâib gecesi“dir. Bu gece, oruçlu olarak karşılanmalıdır.

Regâib gecesi, akşamla yatsı arasında 12 rek’at „Hacet namazı“ kılınır. 2 rek’atte bir selâm verilerek kılınan bu namazda, Fâtiha-i şerîfeden sonra her rek’atte 3 „İnnâ enzelnâhü…“, 12 İhlâs-ı şerîf okunur.

Namazdan sonra 7 Salât-ı Ümmiye okunup secdeye varılır.

Salât-ı Ümmiye:

„Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammedinin-nebiyyil-ümmiyyi ve alâ âlihî ve sahbihî ve sellim“

Secdede 70 defa:

„Sübbûhun kuddûsün rabbünâ ve rabbülmelâiketi verrûh“ okunur.

Secdeden kalkıp 1 defa:

„Rabbiğfir verham ve tecâvez ammâ ta’lem. İnneke enteleazzülekrem“ okunur.

Tekrar secdeye varılıp yine 70 defa:

„Sübbûhun kuddûsün rabbünâ ve rabbülmelâiketi verrûh“ okunur.

Secdeden kalkıp duâ yapılır.

Duâda Hz. Allâh’a şu şekilde de ilticâ etmelidir:

„Allâhümme bârik lenâ recebe ve şa’bân. Ve bellığnâ ramazân“

Regâib gecesinden sonraki gündüzde (yani Cuma günü) öğle ile ikindi arasında, 2 rek’atte bir selâm verilerek 4 rek’at teşekkür namazı kılınır. Her rek’atte 1 Fâtiha-i şerîfe, 7 Âyetü’l Kürsî, 5 İhlâs-ı şerîf, 5 „Kul eûzu birabbil-felak…“, 5 „Kul eûzu birabbin-nâs…“ okunur. Namazdan sonra 25 defa:

„Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâhil-aliyyil-azîmilkebîrilmüteâl“

25 defa:

„Estagfirullâhe’laziym. Ve etûbü ileyk“ denilip duâ yapilir.

Mi’rac gecesi;

Receb-i şerîfin 27’nci gecesi „Mi’rac gecesi“dir. Yatsı namazından sonra 12 rek’at „Hacet namazı“ kılınır. Beher rek’atte Fâtiha-i şerîfeden sonra 10 İhlâs-ı şerîf okunur.

Namaza niyet: Yâ Rabbî, rızâ-i şerîfin için niyet eyledim namaza. Bu gece yedi kat gökleri ve bütün esrârını göstererek muhabbetin ile müşerref kıldığın sevgili habîbin Resûl-i Zîşan Efendimiz hürmetine ben âciz kulunu afv-ı ilâhîne, feyz-i ilâhîne ve rızâ-i ilâhîne mazhar eyle, Allâhü Ekber.“

Namazdan sonra:

4 Fâtiha-i şerîfe,

100 defa:

„Sübhânallâhi vel-hamdü lillâhi ve lâ ilâhe illallâhü vallâhü ekber. Ve lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâhil-aliyyil-azıym“

100 İstiğfâr-ı şerîf,

100 Salevât- şerîfe

okunup duâ yapılır.

Bu namazda, İhlâs-ı şerîfeler 100’er adet okunursa veya bu namaz 100 rek’at olarak kılınırsa; bunu yerine getiren mü’min huzûr-i ilâhîye namaz borçlusu olarak çıkmaz.

Mi’rac gecesinden sonraki gün, mutlaka oruçlu olmalıdır. O gün öğle ile ikindi arasında 4 rek’at namaz kılınır. Her rek’atte Fâtiha-i şerîfeden sonra

5 Âyetü’l-Kürsî,

5 „Kul yâ eyyühel-kâfirûn…“,

5 İhlâs-ı şerîf,

5 „Kul eûzu birabbil-felak…“,

5 „Kul eûzu birabbin-nâs…“

okunur.

Bu hususta Rasülullah Efendimiz (s.a.v) şöyle buyuruyor.

Receb-i Şerifin ilk Cuma gecesinde kılınacak namazdan gafil olmayınız. Zira bu namazı kılan kimseye Hz. Allah ve melekleri gelecek sene bu geceye kadar salat ederler. (Allah rahmet eder, melekler dua eder.) Allah kime ki rahmet ederse, dünyada islam üzere yaşar, bu alemden giderken iman ile gider ve kıyamet gününde de Allah dostlarıyla beraber haşr olunur. Buyurmuşlardır.(Nüzhetül Mecalis Sh. 131)

Bizler için hazırlanan bu hususi ve kıymetli zamanları gaflet içinde geçirmemeli ve ihya etmeye gayret etmeliyiz. Bu vakitlerin kıymetini ifade etmek sadece sözde kalmamalı, bunu fiiliyata geçirmeliyiz. Bir insan susuzluktan harâret içinde yansa, tutuşsa biz onun yanında, “Bu kardeşimiz hararetten yanıyor. Bunun için bir bardak su olsa da içse harareti geçer.” Deyip dursak ama hiç birimiz ona bir bardak su verip içirmesek o kardeşimizin harareti nasıl geçmeyecekse, bu ayların faziletinden, bereketinden bahsetmek, fakat bu ibadetlerle meşgul olmamak aynı şekildedir.

Cenab-ı Hakk bizleri ve bütün müslüman kardeşlerimizi bu gibi değerli vakitlerin kadru kıymetini bilen ve onlardan istifade eden kullarından eylesin.



Yorum Bırak

Receb-i Şerif

Önümüzdeki Salı, üç ayların ilki ve Ramazanı Şerifin müjdecisi Receb-i Şerif ayını, perşembe akşamı da Regaib kandilini idrak edeceğiz.

Cenabı Hakk, rahmetinin bir tecellisi olarak, bizleri gafletten kurtarmak ve eksiklerimizi daha kolay gidermemiz için mübarek günleri ihsan etmiştir.

Dünya ve ahiret saadetimiz için, bu günler ve geceler fırsattır, ganimettir. Bu hafta idrak edeceğimiz Receb-i Şerifin ilk gecesi; yani önümüzdeki pazartesiyi salıya bağlayan gece, hadisi şerifte müjdelendiği üzere dua reddedilmeyen gecelerdendir.

Ayrıca; Recebi şerifin ilk üç gününde oruç tutmak bilhassa çok kıymetlidir.

 (1’inci gününün orucuna 3 senelik, 2’nci gününün orucuna 2 senelik, 3’üncü gününün orucuna ise 1 senelik nâfile oruç sevâbı verilir.)

Hadis-i Şerifte şöyle buyrulur:

 “Receb ayının birinci günü oruç tutmak üç senelik, ikinci günü oruç tutmak iki senelik, üçüncü günü oruç tutmak bir senelik, sonra diğer her bir günde oruç tutmak ise bir aylık günaha keffârettir.” (Süyûtî, el-Câmiu’s-Sağîr)

Önümüzdeki Perşembeyi Cumaya bağlayan gece ise, Receb-i Şerifin ilk Cuma gecesi, yani Regaib kandili’dir.

O gece işlerimizi erken bitirip, sevinç ve heyecanla camilere koşmalı, namazları cemaatle kılmalı, istiğfar ve duaya ağırlık vermeli, en büyük istiğfar olan tesbih namazını kılmaya gayret etmelidir.

Hususi olarak; Regaip gecesi akşam namazından sonra (akşamla yatsı arasında) on iki rekât nafile namaz kılınması tavsiye edilir.

Her rekatta bir Fatiha üç İnna enzelnahü suresi, on iki ihlası şerif  okunur.

(Namazdan sonra da okunması tavsiye edilen dualar vardır. Bu dualar, fazilet takvimlerimizde ve dua kitaplarımızda mevcuttur) Bu namazın her rekâtında senenin bir ayına tekabül eden feyiz ve bereket olduğu müjdelenmiştir.

Regaib kandili ile alakalı olarak, Hadis-i Şerifte şöyle buyrulur:

“Receb-i Şerifin ilk Cuma gecesine dikkat ediniz. Melekler bu geceye Regaip ismini verdi. Bu geceyi ihya edene Alah (cc.)kabir azabı vermez, duasını kabul eder.

(Yalnız yedi kişinin müstesna. Bunlar:Faiz yiyen,Müslümanları hakir gören, ana babaya eziyet eden, kocasına asi olan kadın, çalgıcılık yapan, livata ve zina eden, beş vakit namazını terk eden.)”

Diğer bir Hadis-i Şerifte ise şöyle buyrulur:

Receb’in ilk cuma gecesinden gâfil olmayınız. Çünkü bu geceye melekler Regâib ismini vermiştir. Bu gecenin üçte biri olduğunda gökyüzünde ve yeryüzünde hiçbir melek kalmaz, hepsi Ka’be’de ve onun etrâfında toplanır.

Cenâb-ı Hakk hâllerine muttali’ olur ve ‘Ey meleklerim! Dilediğinizi benden isteyiniz.’ buyurur. Onlar da: ‘Ey Rabbi’miz! Senden (Receb ayına hürmet eden ve) bu ayda oruç tutanları bağışlamanı istiyoruz.’ derler.

Allâhü Teâlâ da “Bağışladım” buyurur.

(Bu hadisi şerifteki müjdeden dolayı, müsait olanlar için bu geceyi oruçlu olarak karşılamak tavsiye edilmiştir.)

(Bu sene kandil, üçüncü günü akşamı olduğundan, ilk üç gün oruç tutan aynı zamanda bunu da yerine getirmiş olacaktır.)

Ali İmran suresi 133.ayeti kerimesinde şöyle buyrulur:

“(Ey Müminler! Hepiniz) Rabbinizin mağfiretine ve cennete koşun.

O cennet ki genişliği, göklerle yer kadardır,

(Günahlardan korunan) takva sahipleri için hazırlanmıştır.”

Evet ! Rabbimiz hepimizi Cennetine davet etmiştir.

Fırsatlarını da yaratmıştır.

Kıymetini bilenlere ne mutlu!


(Misafir geleceği zaman nasıl evimizi temizliyor ve kendimizi çeki düzen veriyorsak, Müslümanlara rahmet ve mağfiret olarak gelen bu ay gelmeden tevbe etmeli, kendimizi madden ve manen temizlemeli ve oruçla karşılamalıyız.)

“RECEB’E TAZİM EDEN KABRİNDE YALNIZ DEĞİLDİR” TIKLAYINIZ…

 

                                                                                



Yorum Bırak

Cuma Mesajları





cmmsj0109

Diğer Cuma Mesajları için tıklayınız… 

CUMA GÜNÜ İLE İLGİLİ HADİS-İ ŞERİFLER, CUMA GÜNÜNÜN FAZİLETİ TIKLAYINIZ…

CUMA GÜNÜ İLE İLGİLİ HİKAYE : EŞEĞİNİ KAYBEDEN KÖYLÜ TIKLAYINIZ…

Yorum Bırak

Ayetel Kürsi Suresi

Yüce Kitabımız Kur’an-ı Kerim, Rabbimizin bizlere bir ikramı ve nimetidir.

Her suresi, her ayeti hatta her harfi mukaddestir.

Ancak, bazı sureler ve ayetler; gerek taşıdıkları mananın büyüklüğünden gerek İnzal oluşundaki esrar-ı ilahiden veya  bizim bilemediğimiz sebeplerden dolayı farklı değerler taşır.

Bunları bize, Kur’an-ı Kerim kendisine indirilen Sevgili peygamberimiz (sav) haber vermektedir.

Çünkü, Kur’an-ı Kerim ayetlerinin değerini de hususiyetlerini de mana ve izahlarını da yapmak hususunda en yetkili kişi, şüphesiz Sahibi Kur’an Efendimiz(sav)dir. Onun hadisi şerifleri, hayatındaki tatbikatları Kur’an-ı Kerimdir. “Onun ahlakı, yaşayışı da Kuranı kerimdir.”

Bu itibarla, Ayetel Kürsi’nin büyüklüğünü de bize o haber vermiştir.

Bu mübarek ayetin, ilk kısmının meali şu şekildedir:

“Allah, O bir tek ilahtır ki, ondan başka ilah yoktur.

O hayy ve kayyum’dur. Hayy, daima hayat sahibi, hayat verici demektir. Kayyum’da ayakta tutan demektir.

 Yani Bütün kâinata hayat veren ve yarattığı bütün kâinatı ayakta tutan, (idaresini bizzat yürüten, devam ettiren) ancak O’dur.

 O’nu ne gaflet ve yorgunluk basar, ne de uyku. Göklerde ve yerde ne varsa hepsi O’nun dur…”

Mealin tamamı bu yazıya ağır geleceği için bu kadarı ile yetinerek bu ayetle ilgili bazı hususiyetlerden bahsetmek istiyorum.

Tamamı Cenabı Hakk’ın zatından, kudret ve azametinden bahseden bu mübarek ayet hakkında Sevgili Peygamberimiz (sav.)”Kur’an ayetlerinin en büyüğüdür.” buyurmuşlar, her namazdan sonra okumuşlar, bizlere de tavsiye etmişlerdir. Onun için bu kuvvetli bir sünnettir.

Hadisi şerifte şöyle buyurmuşlardır:

 “Kim (beş vakit) farz namazın arkasında Âyetü’l-Kürsî’yi okursa o kimse, diğer namaza kadar Allâh’ın zimmetinde (himâyesinde) dir.” (Taberânî)

(Başka hadisi şeriflerde ise şöyle buyrulur:

 (“Farz namazlardan sonra Ayetül Kürsiyi okumaya devam edenin cennete girmesine tek mani, ölümdür.”(Süneni Nesai) Yani ölünce cennete girer.

ve Âyetü’l-kürsî okumaya ancak sıddîk veya âbid olanlar devam eder.)

 (“Günlerin efendisi cuma günü, kelâmın efendisi Kur’ân-ı Kerîm, Kur’ân-ı Kerîm’in efendisi Bakara sûresi, Bakara Sûresinin efendisi de Âyetü’l-kürsîdir.” (Elmalılı Tefsiri)

Bir İslâm büyüğü de şu tavsiyede bulunmuştur:

 “Sokağa çıkarken yedi Ayetül kürsi okuyup, her defasında;

 (ön,arka,sağ,sol, yukarı,aşağı olmak üzere) altı yöne (Hu diye) üflemeli, yedincide; (وَلاَ يَؤُودُهُ حِفْظُهُمَا وَهُوَ الْعَلِيُّ الْعَظِيمُ ) diye üç defa okuyup,

”hu” diye içine  çekmek lazım.

Bu talimat ile vasıtalara binenleri Cenabı Hakk, her türlü felaketlerden korur. Bunu söylemezdik, ama tehlikelerin umumi oluşu bizi bu esrarı söylemeye mecbur etti .Bugün bütün vasıtalar umumi bir tehlike halindedir.

Ancak İlahi talimat ile bu tehlikelerin önüne geçilebilir.

Hakikaten muazzam bir esrarı ilahidir.” (Z.Sunguroğlu,s.119)

Bu tavsiyelerin yapıldığı yıllar ile günümüzdeki tehlikeler kıyas bile edilemez.

(Bu gün, sadece araç ve trafik değil; maddi ve manevi her türlü tehlikenin nasıl kol gezdiği hepimizin malumudur. Maddi tedbirleri en üst seviyede almakla beraber; manevi tedbirlere, İlahi himayeye her zaman muhtaç  olduğumuzu da unutmamalıyız.)

Bu vesile ile hem kendi acziyetimizi hem de Allahü Zülcelalin büyüklüğünü ve üzerimizdeki nimetlerini iliklerimize kadar hissetmeli, kulluk vecibelerimizdeki eksik ve noksanlarımızdan üzüntü duyarak, daima yüce Mevla’mızın affına, mağfiretine ve himayesine sığınmalıyız.

 

İsra suresinde ifade buyrulduğu üzere; “Kur’ân-ı kerim’den,iman edenler için, şifa ve rahmet kaynağı olan âyetler indirilmiştir.”(İsra 82)

Bunların içerisinde Ayetül Kürsi nin yeri çok farklıdır.

Yerleri ve gökleri kayyum ismi ile ayakta tutan Rabbimiz,bu ayetin hürmetine bizleri de maddi manevi afet ve belalardan muhafaza etmektedir.

Yeter ki ondan yardım dileyip, usulüne göre ona sığınmasını bilelim.

Resûlullâh Efendimiz (sas)buyurdular ki:

Bu ayeti (usul ve adabınca ve ihlasla) her kim okursa Allâhü Teâlâ o saat bir melek gönderir, ertesi güne kadar sevaplarını yazar ve günahlarını siler.

Bu âyet (usul ve adabınca ve ihlasla) bir evde okunursa, şeytanlar o evi muhakkak otuz gün bırakırlar ve kırk gün ona erkek ve kadın sihirbâz girmez.

 Yâ Ali! Bunu evlâdına, âilene ve komşularına öğret. Bundan büyük bir âyet nâzil olmadı.” Ve bunu her kim yatağına yatarken okusa; Allah, okuyanı, komşusunu ve komşusunun komşusunu ve etrâfındaki evleri muhâfaza eder.” Başka bir hadisi şerifte ise şöyle buyrulmaktadır:

“Kim üzüntü ve keder anında Âyetü’l-kürsî ve Bakara Sûresi’nin sonundaki iki âyeti (Âmenerresûlü) okursa Allâhü Teâlâ ona yardım eder.”( Süyûtî, ed-Dürrü’l-Mensûr)

Faziletine sınır olmayan bu mübarek ayetin 2.kısmının meali ise şöyledir. ( مَن ذَا الَّذِي يَشْفَعُ عِنْدَهُ إِلاَّ بِإِذْنِهِ)

“Onun izin verdiklerinin haricinde onun huzurunda şefaat etmek kimin haddine?

(Burası, cahiliye devrinde Arapların putlarını şefaatçi olarak görmelerine bir cevap olmakla beraber, dünyadaki nüfuz ve kayırmaların Allah katında olamayacağı ifade edilir.

Orada ancak, Allahın izin verdikleri şefaat edebilir. Onlar da hadisi şeriflerden öğrendiğimize göre; başta bizim peygamberimiz olmak üzere, bütün peygamberler, ashabı kiram, Peygamber varisi olan büyük alimler, şehitler gibi Allahın değer verdiği kimselerdir.

Bu ayeti kerime şefaati inkâr edenlere de en güzel cevaptır)

( يَعْلَمُ مَا بَيْنَ أَيْدِيهِمْ وَمَا خَلْفَهُمْ وَلاَ يُحِيطُونَ بِشَيْءٍ مِّنْ عِلْمِهِ إِلاَّ بِمَا شَاء)

 O, kullarının önlerinde ve arkalarında ne varsa,(yaptıklarını da yapacaklarını da) hepsini bilir. Onlar ise, O’nun dilediği kadarından başka,onun ilminden hiç bir şey kavrayamazlar.

(İlmin sahibi Hz.Allahtır .İlim onun sıfatıdır.Biz ancak onun izin verdiği kadarını öğrenebiliriz.Bu da denizlerde bir damla bile değildir.

Buna rağmen insanlar, bazen öğrendikleri buldukları bazı şeylerden dolayı gururlanmaktadır. İlim, gururu değil; Allahın büyüklüğünü anlamayı ve acziyetimizi artırmalıdır.)

( وَسِعَ كُرْسِيُّهُ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضَ وَلاَ يَؤُودُهُ حِفْظُهُمَا وَهُوَ الْعَلِيُّ الْعَظِيمُ)

O’nun kürsisi, bütün gökleri ve yeri kuşatmıştır.

Onların her ikisini de (yani hem yeri ve yerdekileri, hem gökleri) korumak, gözetmek O’na bir ağırlık vermez. O çok yücedir, çok büyüktür.

Burada ayete adını veren Kürsi kelimesi; hadisi şerifte geçtiği üzere yedi kat semanın üstünde, onu kuşatan, ama arşın altında bir tabakadır.

Yedi kat semanın tamamı, tabaka-i Kürs’ ün yanında bir kalkanın içerisinde bir yüzük kadardır. Bu da onun aklın kavrayamayacağı kadar büyük bir tabaka olduğunu gösterir.(Elmalılı tefsiri)

(Müşahhas bir malumat vermek gerekirse; bugün sonsuz evren denilen ve sınırlarını anlamakta acze düştüğümüz gök yüzü, daha 1.kat semanın altındaki dünya semasıdır. Onu 7 kat sema kuşatmıştır. Her bir tabakanın yanında önceki tabakaların tamamı, denizde bir damla gibidir.Tabaka-i Kürsi hepsini kuşatmıştır.

Onun üstünde de Arşı A’la vardır.)

Kürsi, mecazi olarak,Yüce Allah’ın güç, kudret ve saltanatı olarak da izah edilmiştir.

Bütün bunlardan sonra biz, artık Cenabı Hakkın büyüklüğünü; güç, kudret ve azametini; bizim de bir hiç olduğumuzu daha iyi anlamalı, haddimizi bilmeye çalışmalı, sadece ona sığınıp, ona layık kul olmaya gayret etmeliyiz.




Yorum Bırak

CEHENNEMDEN UZAKLAŞTIRIP CENNETE GİRDİREN AMEL

Muâz bin Cebel (r.a.) Hazretleri dedi ki: “Yâ Resûlallah, beni cennete girdirecek, cehennemden uzaklaştıracak bir ameli bana bildiriniz” dedim. Buyurdular ki:
“Muhakkak sen pek büyük ve güç bir işten suâl ettin. Lâkin muhakkak o amel, Cenâb-ı Hakk’ın kolaylaştırdığı kimse için pek kolaydır. Allâh’a ibâdet edersin, ona hiçbir şeyi şirk (ortak) koşmazsın, namazını dosdoğru kılar, zekâtını verirsin, Ramazan orucunu tutarsın, Beytullâh’ı haccedersin.”

Sonra şöyle buyurdular: “Sana hayrın kapılarını göstereyim mi? Oruç kalkandır, sadaka suyun ateşi söndürdüğü gibi günahları söndürür (yani siler), kişinin geceleyin kıldığı namaz da günahları söndürür (siler).” Sonra Secde Sûresi’nin 16 ve 17. âyetlerini okudular. Meâli: “Yanları yataklardan uzaklaşır (gece kalkıp teheccüd namazı kılarlar), korku ve ümid içinde Rablerine duâ ederler ve onlar kendilerine verdiğimiz rızıklardan hayra harcarlar. O (yataklarını terk ederek ibâdet edenlere) mükâfat olarak nelerin gizlenmiş olduğunu artık hiçbir kimse bilmiyor.” Sonra buyurdular:

“Sana işin başını (aslı ve temelini), direğini ve en zirvesini bildireyim mi?” “Evet, Yâ Resûlallâh” dedim. Buyurdular ki:

“İşin başı İslâm (kelime-i şehâdeti söyleyerek îmanı izhar etmek, açıklamak), direği namazdır, en zirvesi ise cihâddır.”

Sonra buyurdular: “Sana bütün bunların îtimad ettiği, dayandığı şeyi bildireyim mi?”

“Evet, Yâ Resûlallâh” dedim. Mübârek dilini tuttular ve “İşte buna sâhip ol” buyurdular.

“Yâ Resûlallâh, bizler söylediklerimizden mesul müyüz?” dedim. Buyurdular ki:

“…İnsanları yüzleri üzere yahud burunları üzere ateşe atan şey ancak (küfür ve yalan söylemek, söğmek, lânet, iftirâ, gıybet, dedikodu etmek ve benzeri gibi) dillerinin yaptıkları değil midir?” (İ. Hakkı Bursevî, Kırk Hadis Şerhi)



Yorum Bırak

BESMELE-İ ŞERÎFE

Allâhü Teâlâ, Peygamberimiz Muhammed Mustafâ’ya (sallallâhü aleyhi ve sellem) her işinin başında Esmâ-i Hüsnâ’sını zikretmeyi öğretti. O da ümmetine bu hususu, besmele çekmek sûreti ile tâbi olacakları bir sünnet kıldı. Böylece herhangi bir işimize başlarken yahut bir kitap yazarken hayırla neticelenmesini umarak hep besmeleyi zikrederiz.

Neml Sûresi’nin 30. âyet-i celîlesinde -Süleyman Aleyhisselâm’ın Sebe’ Melikesi Belkıs’a yazdığı mektubunda geçen- besmelenin tefsîrinde şöyle güzel bir mânâ zikredilmiştir: “O, Allâh’ın adıyla ki eğer siz ona karşı kibirlenirseniz, o ulûhiyyet ve izzetiyle sizi helâk eder. Eğer tevbe edip ona îman ile yönelirseniz Rahman ve Rahîm sıfatları ile geçmiş günahlarınızdan ötürü sizi hesâba çekmez. Şimdi bana karşı çıkmayın ve Müslüman olarak teslim olun. Zîrâ, Rabb’im beni Rahman ve Rahîm sıfatlarının tecellisine mazhar kıldı.”

Her hayırlı işimizin başında, o işimizin bereketli olması için besmele-i şerîfe okuruz. Bu, dînin alâmetlerindendir. Şeytanı da defeder. Nitekim Resûlullah Efendimiz (sallallâhü aleyhi ve sellem) buyurmuşlardır ki: “Bir kul, yemek yiyeceği vakit besmele çekerse şeytan onunla birlikte yiyemez. Ama besmele çekmez ise şeytan onun yemeğine ortak olur.”

Ashâb-ı Kirâm’dan Ümeyye bin Mahşî (r.a.) şöyle anlatıyor: “Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bir yerde oturuyorlardı. Bir adam da, yanında yemek yiyordu. O adam son lokmasını alıncaya kadar besmele çekmemişti. Son lokmayı ağzına götürürken -hatırlayıp- ‘Bismillâhi evvelehû ve âhirahû’ dedi. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) tebessüm ettiler, sonra buyurdular ki: ‘Şeytan, bu kimse ile birlikte yiyordu. O, Allâh’ın ismini anıp besmele çekince, şeytan yediklerini geri kustu.” (S. Ebû Dâvûd)

Besmele çekmekte, her işine putlarını ve mabudlarını anarak başlayan müşriklere muhâlefet vardır. Besmele; korkanın sığınağıdır, okuyan kimsenin Cenâb-ı Hakk’a bağlandığına ve ona ilticâ ettiğine delâlet eder. İşitene Mevlâ’yı hatırlatır. Allâhü Teâlâ’nın ulûhiyyetini ikrardır. Üzerindeki sonsuz nimetleri itiraftır. Cenâb-ı Hak’tan yardım talep etmektir. (Kitâbü’l-Besmele, Ebû Şâmme el-Makdisî)

BESMELE HAKKINDA BİR HİKAYE : YAHUDİ NEDEN BAYILDI? TIKLAYINIZ….

Yorum Bırak
%d blogcu bunu beğendi: